Soyut Sanat Nedir? Kandinsky’den Pollock’a Resmin Nesneden Kopuşu

Kandinsky'nin İlk soyut suluboya olarak bilinen, birbirine karışan renk lekeleri ve siyah çizgilerden oluşan resmi

Soyut sanat nedir?

Soyut sanat, gördüğümüz dünyayı olduğu gibi göstermeye çalışmayan; etkisini biçimlerle, renklerle, çizgilerle ve fırça izleriyle kuran sanattır. Tek bir akım değil, 1900’lerin başından beri modern sanatın ana damarlarından biri olan geniş bir şemsiye kavramdır. Öncüleri arasında Kandinsky, Hilma af Klint, Kupka, Delaunay, Maleviç ve Mondrian sayılır. “İlk soyut resmi kim yaptı?” sorusu ise hala tartışmalıdır.

Bir tabloya bakıp “Bu ne şimdi?” diye sorduğunuz oldu mu? Soyut sanat çoğu zaman tam da bu soruyla karşılanır. Oysa yüz yıl önce bir grup ressam, resmin bir pencere gibi dünyayı göstermek zorunda olmadığını, tıpkı müzik gibi doğrudan duygulara seslenebileceğini düşündü. Bu yazıda soyut sanatın ne olduğunu, nasıl doğduğunu, hangi türlere ayrıldığını, öncülerini ve en önemli eserlerini bugün nerede görebileceğinizi anlatıyorum.

Kandinsky'nin İlk soyut suluboya olarak bilinen, birbirine karışan renk lekeleri ve siyah çizgilerden oluşan resmi
Wassily Kandinsky, Adsız (İlk soyut suluboya), 1910 tarihli, bugün çoğunlukla 1913’e tarihleniyor. Centre Pompidou, Paris.

Soyut sanat nedir?

Tate’in sanat terimleri sözlüğü soyut sanatı, görünen gerçekliği doğru biçimde yansıtmaya çalışmayan, bunun yerine şekiller, renkler, biçimler ve jestüel fırça izleriyle etki yaratan sanat olarak tanımlar. “Soyut” kelimesinin kökü de bir şeyi bir başka şeyden ayırmak, çekip almak anlamına gelir. Yani soyut bir resim, dünyadan bir şey “çekip alır” ya da dünyayla bağını tamamen keser.

Bu tanım iki farklı yaklaşımı kapsar. Birincisinde ressam bir nesneden, bir figürden ya da bir manzaradan yola çıkar ve onu sadeleştirir, şemaya dönüştürür. Ağaç hala oradadır ama artık birkaç çizgiye, birkaç renk lekesine indirgenmiştir. İkincisi ise “saf soyutlama”dır: geometrik şekiller ya da fırça izleri dış dünyada hiçbir kaynağa dayanmaz. Tate, bu ikinci tür için bazı sanatçıların “somut sanat” ya da “nesnesiz sanat” gibi terimleri tercih ettiğini de hatırlatır.

Soyut sanat, Kübizm ya da Fovizm gibi belli bir yılda belli bir grubun kurduğu bir akım değildir. Farklı ülkelerde, birbirinden habersiz sanatçıların aynı yıllarda vardığı bir noktadır ve içinden Süprematizm, De Stijl, Soyut Ekspresyonizm, Minimalizm gibi pek çok akım çıkmıştır. Bu yüzden onu bir akımdan çok, modern sanatın büyük bir ailesi olarak düşünmek daha doğru.

Soyut sanat ne zaman ve nerede doğdu?

Tate’e göre soyut sanat 1900’lerin başından beri modern sanatın ana damarlarından biri. Yolu, rengi ve biçimi gerçeklikten özgürleştiren Kübistler ve Fovistler açtı. Asıl kırılma ise 1906 ile 1915 arasında Stockholm, Münih, Paris, Petrograd ve Hollanda arasında, neredeyse aynı anda yaşandı.

Hilma af Klint: Stockholm, 1906

İsveçli ressam Hilma af Klint (1862–1944), Stockholm Kraliyet Sanat Akademisi’nde eğitim almış, önce natüralist portreler ve manzaralar yapmıştı. Moderna Museet’e göre spiritüalizme ve teozofiye ilgi duyuyor, daha yüksek bir bilincin rehberliğinde resim yaptığına inanıyordu. Müzeye göre 1906’da soyut bir görsel dil geliştirmişti, yani Kandinsky, Mondrian ve Maleviç’ten birkaç yıl önce. Ancak bu resimleri neredeyse hiç göstermedi: 1932’de defterine, “Tapınak için Resimler” dizisinin ölümünden 20 yıl sonrasına kadar gösterilmemesi gerektiğini yazdı.

Hilma af Klint'in On Büyük dizisinden 7 numaralı resim: turuncu zemin üzerinde çiçeksi, spiral ve yuvarlak biçimler
Hilma af Klint, On Büyük, No. 7, Yetişkinlik, 1907. Hilma af Klint Vakfı, Stockholm.

Kandinsky: Münih, 1910–1911

Wassily Kandinsky (1866–1944), Münih’te çalışırken resmi adım adım nesneden kopardı. Britannica, onu geleneksel olarak 1910–1911’de tamamen soyut resimler yapan ilk modern sanatçı sayıldığını yazar. Tate’teki Kazaklar (1910–1911) bu geçişin tam ortasında durur: atlı Kazaklar, tepedeki bir şato ve uçan kuşlar hala seçilebilir, ama birkaç siyah çizgiye ve ana renk lekelerine indirgenmiştir. Kandinsky, Franz Marc ile birlikte Münih’te Der Blaue Reiter (Mavi Süvari) grubunun önde gelen isimlerinden oldu ve 1912 tarihli “Sanatta Ruhsallık Üzerine” kitabında rengin ruhsal etkisini ve resimle müzik arasındaki benzerliği anlattı.

Kupka ve Delaunay: Paris, 1912

Paris’te Çek ressam František Kupka, üvey kızının attığı bir topun hareketinden yola çıkarak giderek şemaya dönüşen çizimler yaptı ve sonunda tamamen soyut bir resme ulaştı. MoMA’ya göre “Amorpha, İki Renkte Füg” 1912 Salon d’Automne’da sergilendiğinde, Paris’te halka gösterilen ilk soyut resimlerden biriydi. Aynı yıllarda Robert Delaunay ile eşi Sonia Delaunay, renk kontrastlarına dayanan bir resim geliştirdi. Şair Guillaume Apollinaire bu resme, müzisyen Orpheus’tan esinle “Orfizm” adını verdi; Tate, adın resmin müzik gibi olması gerektiği düşüncesiyle ilgili olduğunu belirtir.

Maleviç ve Mondrian: Petrograd ve Hollanda, 1915–1917

Rusya’da Kazimir Maleviç, 1913’ten itibaren temel geometrik şekillerden ve sınırlı bir paletten oluşan, Süprematizm adını verdiği soyut bir sanat geliştirdi. Tate’e göre Aralık 1915’te Petrograd’da açılan 0,10 sergisinde 35 soyut resim gösterdi; Siyah Kare de bu sergideydi. Hollanda’da ise Piet Mondrian ile Theo van Doesburg 1917’de De Stijl dergisini kurdu. Tate, grubun yatay ve dikey çizgilerden oluşan katı bir geometriyi savunduğunu, Mondrian’ın bu dergide “neoplastisizm” terimini kullandığını yazar. Tate’e göre saf soyut resmin öncüleri, yaklaşık 1910–1920 arasında Maleviç ve Mondrian oldu.

İlk soyut resim tartışması

Uzun süre “ilk soyut resim” olarak, Paris’teki Centre Pompidou’da bulunan, 1910 tarihli ve arkasında “soyut suluboya” yazan Kandinsky imzalı bir suluboya gösterildi. Centre Pompidou’nun Google Arts & Culture’daki anlatısına göre bugün uzmanlar bu eseri, üslubu ve mekan kullanımı nedeniyle 1913’e tarihliyor ve onu Kompozisyon VII adlı yağlıboya için bir taslak olarak görüyor. Kompozisyon VII’nin kendisi (1913, tuval üzerine yağlıboya, 200 x 300 cm) bugün Moskova’daki Tretyakov Galerisi’nde; müzenin kaydına göre eser galeriye 1929’da Devlet Yeni Batı Sanatı Müzesi’nden geldi. Kandinsky’nin eseri sonradan geriye tarihlemiş olabileceği ihtimali de açık bir soru olarak duruyor.

Öbür tarafta Hilma af Klint var. Tate’in 2013 tarihli bir yazısı, onun ilk soyut resmini 1906’da Stockholm’deki atölyesinde, Kandinsky’den beş yıl önce yaptığını savunur. Britannica da af Klint’in Tapınak resimlerinin en erkenlerinin 1906’dan olduğunu ve Kandinsky’nin soyut eserlerinden önce geldiğini kabul eder; ama onun yalnız çalıştığını ve amacının “saf soyutlamaya” ulaşmak olmadığını, bu yüzden geleneksel anlatıya yerleştirilmesinin zor olduğunu da ekler. Kısacası cevap, “soyut” kelimesini nasıl tanımladığınıza ve eserin halka gösterilmesini şart koşup koşmadığınıza bağlı.

Soyut sanatın özellikleri

  • Konu yerine biçim ve renk: Resmin “neyi” gösterdiğinden çok, renklerin, çizgilerin ve biçimlerin birbirleriyle kurduğu ilişki önemlidir.
  • Müzikle akrabalık: Kandinsky’nin Kompozisyon ve Doğaçlama başlıkları, Kupka’nın “Füg”ü, Apollinaire’in “Orfizm” adı, resmin müzik gibi doğrudan duygulara seslenebileceği fikrinden gelir.
  • Ruhsal arayış: Kandinsky ve Hilma af Klint için soyutlama, görünenin ardındaki ruhsal bir gerçekliğe ulaşmanın yoluydu.
  • Derinlik yanılsamasından vazgeçmek: Perspektif çoğu zaman ortadan kalkar; tuval, düz bir renk ve biçim yüzeyi olarak kabul edilir.

Geometrik soyutlama

Kare, daire, dikdörtgen gibi düzenli şekillere, düz renk alanlarına ve net sınırlara dayanır. Maleviç’in Süprematizmi ve Mondrian’ın yatay-dikey çizgilerden kurulu neoplastisizmi bu kolun en bilinen örnekleridir. Burada amaç duyguyu dökmek değil, evrensel bir düzen ve denge aramaktır. Bauhaus okulu da bu dilin yayılmasında rol oynadı: Tate’e göre 1919’da Weimar’da Walter Gropius’un kurduğu okulda Kandinsky ve Paul Klee öğretmenlik yaptı.

Lirik ve jestüel soyutlama

Serbest biçimlere, akışkan renklere ve ressamın elinin, hareketinin izini taşıyan fırça darbelerine dayanır. Kandinsky’nin Münih dönemi resimleri bu kolun başlangıcı sayılabilir. 1940’lar ve 1950’lerde New York’ta gelişen Soyut Ekspresyonizm, bu yaklaşımı dev tuvallere taşıdı. Tate, sanatçıların bilinçdışından gelen sanat fikrini Sürrealistlerden ve Joan Miro’nun otomatizminden aldığını belirtir.

Soyutlama yalnızca resimde kalmadı. Constantin Brancusi, kuşları birebir kopyalamak yerine uçuşun özünü yakalamaya çalıştı. MoMA’daki Uzayda Kuş (1928) bunun en bilinen örneklerinden biri. MoMA’ya göre bu heykellerden biri 1926’da New York’a getirildiğinde gümrük memurları, bir kuşa pek benzemediği için onu sanat eseri saymayıp vergiye bağladı; Brancusi dava açtı.

Constantin Brancusi'nin Uzayda Kuş heykeli: ince, uzun ve parlak bronz bir form
Constantin Brancusi, Uzayda Kuş, 1928. MoMA, New York. Görsel: MoMA.

Soyut sanatın önemli ressamları

  • Wassily Kandinsky (1866–1944): Soyut resmin kuramcısı. Münih’te Mavi Süvari’nin önde gelen ismi, sonra Bauhaus’ta öğretmen.
  • Hilma af Klint (1862–1944): 1906’dan itibaren soyut resimler yapan İsveçli öncü. Eserleri uzun süre gizli kaldı; Moderna Museet’in 2013’teki 230 eserlik sergisi, o güne kadarki en kapsamlı sergisiydi.
  • František Kupka (ö. 1957): Paris’te çalışan Çek ressam; 1912’de Salon d’Automne’da sergilenen Amorpha ile ilk soyut resimlerin sahiplerinden.
  • Robert Delaunay (1885–1941) ve Sonia Delaunay: Orfizmin ve “eşzamanlılık” fikrinin yaratıcıları. Tate, Sonia Delaunay’nin 1913 tarihli Elektrik Prizmaları’nı soyut sanatın örnekleri arasında anar.
  • Kazimir Maleviç (1879–1935): Süprematizmin kurucusu, Siyah Kare’nin ressamı.
  • Piet Mondrian (1872–1944): De Stijl’in kurucularından; yatay ve dikey çizgilerle evrensel bir denge aradı.
  • Paul Klee (ö. 1940): Bauhaus’ta Kandinsky ile birlikte öğretmenlik yaptı; renk ve çizgiyi şiirsel bir dille kullandı.
  • Jackson Pollock, Willem de Kooning, Mark Rothko: Tate’e göre 1940’lar ve 1950’lerde New York’ta Soyut Ekspresyonizmin önde gelen isimleri. Pollock ve de Kooning “aksiyon resmi”nin, Rothko ise geniş tek renk alanlarına dayanan “renk alanı resmi”nin temsilcileri.

Türkiye’den: Fahrelnissa Zeid

Soyut sanatın Türkiye’den en güçlü seslerinden biri Fahrelnissa Zeid. Tate’e göre İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra eşinin görevi nedeniyle Londra’ya yerleşti, Paris’te de bir atölye tuttu ve 1948’e gelindiğinde kendine özgü soyut üslubunu bulmuştu. Sonraki on beş yılda doğadan, İslam mimarisinden, Bizans mozaiklerinden ve vitraylardan beslenen dev soyut tuvaller yaptı; Paris’te Yeni Paris Okulu’yla ilişkilendirilen ressamlarla birlikte sergilendi. 2017’de Tate Modern ona büyük bir retrospektif ayırdı.

Soyut sanatın en önemli eserleri

1. Hilma af Klint, On Büyük (1907)

İnsan hayatının evrelerini (çocukluk, gençlik, yetişkinlik gibi) dev boyutlu, çiçeksi ve spiral biçimlerle anlatan on resimlik dizi. Hilma af Klint Vakfı’na ait; Moderna Museet, vakıfla yakın işbirliği sayesinde diziyi Stockholm’de yeniden sergileyebildiğini duyurdu.

2. Kandinsky, İlk soyut suluboya (1910 tarihli, büyük olasılıkla 1913)

Uçuşan renk lekeleri ve serbest siyah çizgilerden oluşan küçük kağıt. “İlk soyut resim” tartışmasının merkezindeki eser bugün Centre Pompidou, Paris’te.

3. Kupka, Amorpha, İki Renkte Füg (1912)

Kupka’nın, üvey kızının attığı bir topun hareketinden yola çıkıp kırmızı ve mavi renklerle hareketi soyut bir fikre dönüştürdüğü 211 x 220 cm’lik yağlıboya. 1912 Salon d’Automne’da gösterildi. Çekoslovak devleti 1946’da Kupka’nın yaklaşık kırk eseriyle birlikte satın aldı; bugün Prag Ulusal Galerisi’nde.

František Kupka'nın Amorpha, İki Renkte Füg tablosundan bir ayrıntı: beyaz daireler üzerinde kırmızı ve mavi kıvrımlı şeritler
František Kupka, Amorpha, İki Renkte Füg (ayrıntı), 1912. Prag Ulusal Galerisi. Görsel: Prag Ulusal Galerisi / Çek Merkezleri.

4. Robert Delaunay, Eşzamanlı Açık Pencereler (1912)

Delaunay’nin 1912’de başladığı Pencereler dizisinden. Guggenheim’ın tanımıyla üçgenler, dikdörtgenler ve yamuklarla dolu bu kompozisyonun ortasındaki yeşil, incelmiş biçim, iyice sadeleştirilmiş bir Eyfel Kulesi’dir. Bugün Londra’daki Tate Modern koleksiyonunda.

Robert Delaunay'nin Eşzamanlı Açık Pencereler tablosu: renkli üçgen ve dörtgen parçalar arasında sadeleşmiş yeşil bir Eyfel Kulesi
Robert Delaunay, Eşzamanlı Açık Pencereler (Birinci Bölüm, Üçüncü Motif), 1912. Tate, Londra.

5. Maleviç, Siyah Kare (1915)

Beyaz zemin üzerinde siyah bir kare. Aralık 1915’te Petrograd’daki 0,10 sergisinde gösterildi ve Tate’e göre serginin kataloğunda başı çekiyordu. Maleviç tabloyu salonda iki duvarın birleştiği köşeye, tavana yakın bir yüksekliğe astı. Tate’in hatırlattığı gibi burası geleneksel Rus evlerinde Ortodoks ikonlarının asıldığı yerdi; bazı ziyaretçiler bunu küfür saydı. Eser bugün Moskova’daki Tretyakov Galerisi’nde.

Maleviç'in Siyah Kare tablosu: çatlamış beyaz zemin üzerinde siyah bir kare
Kazimir Maleviç, Siyah Kare, 1915. Tretyakov Galerisi, Moskova.

6. Mondrian, Broadway Boogie Woogie (1942–1943)

Mondrian 1940’ta savaştan kaçarak New York’a geldi ve şehirde boogie woogie müziğiyle tanıştı. Son tuvallerinden biri olan bu 127 x 127 cm’lik resimde sarı şeritler ve küçük renkli kareler bir şehir planı gibi dizilir; MoMA, düzenin kalabalık caddelerin hareketini ve Times Square’in ışıklarını yansıttığını yazar. Bugün New York’taki MoMA’da.

Mondrian'ın Broadway Boogie Woogie tablosu: beyaz zemin üzerinde sarı şeritler ve kırmızı, mavi, gri küçük kareler
Piet Mondrian, Broadway Boogie Woogie, 1942–1943. Museum of Modern Art (MoMA), New York.

7. Pollock, Autumn Rhythm (Number 30) (1950)

Pollock’un yere serdiği tuvale boyayı damlatarak yaptığı, yaklaşık 2,7 x 5,3 metrelik dev resim. Metropolitan Museum, eseri Pollock’un ölümünden bir yıl sonra, 1957’de satın aldı; bugün New York’ta The Met’te.

Jackson Pollock'un Autumn Rhythm tablosu: bej tuval üzerine damlatılmış siyah, beyaz ve kahverengi boya çizgileri
Jackson Pollock, Autumn Rhythm (Number 30), 1950. The Metropolitan Museum of Art, New York. Görsel: The Met.

8. Fahrelnissa Zeid, Cehennemim (1951)

Beş metreyi aşan bu tuvali Fahrelnissa, atölyesinin köşesine gererek boyadı. Siyah ve beyaz biçimler kırmızı ve sarı vurgularla birbirine kenetlenir; Tate, eserin İslam sanatına ve mimarisine olan ilgisini yansıttığını belirtir. Bugün İstanbul Modern koleksiyonunda.

Fahrelnissa Zeid, Cehennemim
Fahrelnissa Zeid, Cehennemim (1951). Görsel: Tate (Fahrelnissa Zeid in four key works).

Soyut sanattan sonra ne oldu?

Soyut sanat aslında hiç bitmedi; her kuşak onu yeniden yorumladı. 1940’lar ve 1950’lerde New York’ta Pollock, de Kooning ve Rothko gibi ressamlar Soyut Ekspresyonizmi geliştirdi. Eleştirmen Harold Rosenberg “aksiyon resmi” terimini 1952’de ortaya attı. Tate’e göre 1960 dolaylarından itibaren Helen Frankenthaler, Morris Louis ve Kenneth Noland gibi ressamlar, renk alanı resmini duygusal ve kişisel fırça izinden arındırarak daha saf bir hale getirdi.

1950’lerin sonunda iki karşı tepki doğdu. Birincisi Minimalizm: Tate, 1960’larda ABD’de gelişen, kare ve dikdörtgene dayalı yalın geometrik biçimlerden oluşan bu akımı “soyut sanatın uç bir biçimi” olarak tanımlar. Frank Stella, Donald Judd, Carl Andre, Dan Flavin ve Agnes Martin gibi sanatçılar önceki kuşağın jestüel resminden uzaklaştı, sanatçının elini ve kişisel ifadesini bilerek geri plana itti.

İkincisi Pop Art: Tate’e göre 1950’lerin ortasında İngiltere’de, sonunda da Amerika’da ortaya çıktı ve 1960’larda zirveye ulaştı. Amerika’da Pop Art, Soyut Ekspresyonizmden sonra tanınabilir imgelere bir dönüş anlamına geliyordu. Andy Warhol’un konserve kutuları ve Roy Lichtenstein’ın çizgi roman kareleri, soyut tuvallerin yerine reklamın ve tüketim kültürünün dünyasını koydu. Soyut sanatın modern sanat içindeki yerini dönemler halinde görmek isterseniz Sanat Tarihi Dönemleri sayfasına göz atabilirsiniz.

Sık sorulan sorular

İlk soyut resmi kim yaptı?

Kesin bir cevabı yok. Geleneksel olarak Kandinsky’nin 1910–1911’deki eserleri ilk saf soyut resimler sayılır, ama “ilk soyut suluboya” olarak bilinen eserini uzmanlar bugün 1913’e tarihliyor. Hilma af Klint ise 1906’dan itibaren soyut resimler yaptı, fakat bunları neredeyse hiç sergilemedi. Kupka ve Delaunay da 1912’de soyuta ulaşan öncüler arasında.

Soyut resim nasıl anlaşılır?

“Bu neyi anlatıyor?” sorusunu bir kenara bırakıp resme bir müzik parçası dinler gibi bakmak işe yarar. Renkler sıcak mı soğuk mu, çizgiler sakin mi hareketli mi, biçimler dengeli mi gergin mi? Başlık da önemli bir ipucudur: Kandinsky’nin “Kompozisyon”u ya da Mondrian’ın “Broadway Boogie Woogie”si, ressamın aklındaki müziği ve şehri ele verir.

Soyut sanat ile Kübizm arasındaki fark nedir?

Kübizm nesneyi parçalara ayırır ama nesneden tamamen kopmaz; bir kemanı, bir şişeyi, bir yüzü hala seçebilirsiniz. Soyut sanat ise bu bağı zayıflatır ya da tamamen keser. Tate’e göre Picasso ve Braque’ın Kübizmi, daha uç soyutlamanın yolunu açan akımlardan biriydi.

Soyut sanatın türleri nelerdir?

Genel olarak iki ana kol var: düzenli şekillere ve düz renklere dayanan geometrik soyutlama (Maleviç, Mondrian) ile serbest biçimlere ve fırça hareketine dayanan lirik ya da jestüel soyutlama (Kandinsky’nin Münih dönemi, Soyut Ekspresyonizm). Soyut Ekspresyonizm de kendi içinde aksiyon resmi ve renk alanı resmi olarak ikiye ayrılır.

Türkiye’de soyut resim yapan ressamlar kimlerdir?

En uluslararası isim Fahrelnissa Zeid. 1948’den itibaren soyut bir üslup geliştirdi, Paris ve Londra’da sergilendi; 1951 tarihli Cehennemim adlı dev tuvali bugün İstanbul Modern’de.

Kısaca soyut sanat

TanımGörünen dünyayı birebir göstermeyen, renk, biçim, çizgi ve fırça iziyle etki yaratan sanat
Ne zaman?1900’lerin başından beri; asıl kırılma 1906–1917 arası
Nerede?Stockholm, Münih, Paris, Petrograd, Hollanda; savaştan sonra New York
TürleriGeometrik soyutlama; lirik ve jestüel soyutlama
ÖncüleriHilma af Klint, Kandinsky, Kupka, Robert ve Sonia Delaunay, Maleviç, Mondrian
İçinden çıkan akımlarOrfizm, Süprematizm, De Stijl, Soyut Ekspresyonizm, renk alanı resmi, Minimalizm
Simge eserlerOn Büyük (1907), Amorpha (1912), Siyah Kare (1915), Broadway Boogie Woogie (1942–1943), Autumn Rhythm (1950)
Türkiye’denFahrelnissa Zeid, Cehennemim (1951), İstanbul Modern

Soyut sanat, resmin dünyayı kopyalamak zorunda olmadığı fikriyle başladı ve yüz yılı aşkın süredir yeni biçimler almaya devam ediyor. Bir dahaki sefere bir müzede “Bunu ben de yapardım” dedirten bir tuvalin önünde durduğunuzda, ne gösterdiğini aramak yerine renklerin ve çizgilerin size ne söylediğini dinlemeyi deneyin.

Benzer Gönderiler