Pierre-Auguste Renoir‘ın yaşamının son dönemini yakından tanımak isteyenler için Renoir (2012) filmi güzel bir başlangıç olabilir.
Film, 1915 yılında Fransa’nın Cote d’Azur bölgesindeki Cagnes-sur-Mer’de yaşayan yaşlı Renoir’ın hayatını konu alır. İleri derecede romatoid artrit nedeniyle ellerini neredeyse kullanamayan ressam, kısa süre önce eşi Aline Charigot‘u kaybetmiş ve büyük bir yalnızlık içindedir.
Hayatına, genç ve güzel Andree Heuschling‘in model olarak girmesiyle her şey değişmeye başlar. Andree yalnızca Renoir’ın tablolarına ilham veren yeni modeli olmaz; yaşama sevincini yeniden keşfetmesine de yardımcı olur.
Tam bu sırada savaşta yaralanan oğlu Jean Renoir eve döner. Jean ile Andree arasında başlayan yakınlık, ileride Fransız sinemasının en büyük yönetmenlerinden biri olacak Jean Renoir’ın hayatında önemli bir dönüm noktasına dönüşecektir.

Film, Renoir’ın biyografisini ayrıntılı biçimde anlatmaktan çok, sanatçının son yıllarındaki üretim sürecini ve resimlerinin doğduğu atmosferi izleyiciye hissettirmeyi amaçlar. Özellikle Provence’ın sıcak ışığı, bahçeler, modeller ve Renoir’ın renk dünyası olağanüstü bir görsel estetikle aktarılır.
Eğer kapsamlı bir biyografi beklemiyorsanız, Renoir’ın tablolarının adeta canlandığını görmek için bu filmi mutlaka izlemelisiniz. Her sahnesi, sanatçının resimlerinden çıkıp gelmiş bir tablo hissi verir ve Renoir’ın dünyasına girmek için etkileyici bir deneyim sunar.