Orta Çağ’ın altın fonlu, hareketsiz ve duygusuz figürlerinden bir anda gerçek insanların dünyasına geçildiğini düşünün… İşte bu büyük kırılmanın merkezinde, İtalya’nın küçük bir kasabasından çıkan bir ressam vardı: Giotto di Bondone.
Bugün sanat tarihçileri onu yalnızca büyük bir ressam olarak değil, aynı zamanda Rönesans’ın ilk kıvılcımını yakan sanatçı olarak görüyor.
1267 civarında İtalya’nın Floransa yakınlarında doğduğu düşünülen Giotto, Batı resim sanatını değiştiren isimlerden biri oldu. Ondan önce resimlerde insanlar daha çok sembol gibiydi. Yüzlerde duygu yoktu, bedenler gerçek görünmüyordu ve mekan hissi neredeyse hiç kullanılmıyordu.
Giotto ise tablolarına gerçek hayatı taşıdı. İnsanların üzüldüğü, şaşırdığı, sarıldığı, ağladığı sahneler yaptı. Resimlerindeki figürler ilk kez “insan” gibi görünmeye başladı. Sanat tarihinin yönü adeta onun fırçasıyla değişti.
Efsaneye göre yeteneği çocuk yaşta keşfedildi. Rivayete göre çobanlık yaparken taşların üzerine koyun çizen küçük Giotto’yu, dönemin ünlü ressamı Cimabue fark etti ve yanına çırak olarak aldı. Bu hikâyenin ne kadar gerçek olduğu bilinmese de, Giotto’nun sanat dünyasında sıra dışı bir yetenek olarak görüldüğü kesin.
Giotto’nun en büyük farkı, resimlerine duygu ve derinlik katmasıydı. Bugün bize çok doğal gelen şeyler, onun döneminde adeta devrimdi.
Giotto’nun figürleri ağırlığı olan bedenlere sahipti. İnsanlar artık havada süzülen semboller değil, yere basan karakterlerdi.
Özellikle yüz ifadeleriyle dönemi için inanılmaz bir yenilik yaptı. Acı çeken insanlar gerçekten üzgün görünüyordu. Bu nedenle birçok sanat tarihçisi Giotto için “insan duygularını resme taşıyan ilk büyük ressam” yorumunu yapar.
Henüz tam perspektif keşfedilmemiş olsa da Giotto, figürleri mekan içine yerleştirerek resimlere üç boyut hissi verdi. Bu yaklaşım daha sonra Rönesans ustalarının temelini oluşturdu.
Giotto denince akla ilk gelen yerlerden biri Scrovegni Chapel olur. Padova’daki bu küçük şapelin içi tamamen Giotto’nun freskleriyle kaplıdır ve sanat tarihinin en etkileyici yapılarından biri kabul edilir.Özellikle “İsa’ya Ağıt” sahnesi, sanat tarihinde duygu kullanımının zirvelerinden biri sayılır. Resimdeki insanların acısı adeta izleyiciye geçer. Gökyüzündeki meleklerin çığlık atar gibi resmedilmesi ise dönemine göre inanılmaz cesur bir yaklaşımdı.
Giotto teknik olarak Orta Çağ sanatçısı kabul edilir. Ancak yaptığı yenilikler nedeniyle birçok kişi onu “Rönesans’ın habercisi” olarak görür. Çünkü ondan sonra gelen Masaccio, Leonardo da Vinci ve Michelangelo gibi sanatçılar, Giotto’nun açtığı yoldan ilerledi. Kısacası Giotto olmasaydı, bugün bildiğimiz Rönesans sanatı da bambaşka bir yerde olabilirdi.
Giotto sadece ressam değildi. Aynı zamanda mimarlıkla da ilgilendi. Floransa’daki ünlü Giotto’s Campanile yani Giotto Çan Kulesi, onun en önemli mimari miraslarından biridir. Bugün Floransa’ya gidenler Duomo’nun hemen yanında yükselen bu etkileyici kuleyi mutlaka görür. Beyaz, yeşil ve pembe mermerlerle süslenen yapı, şehrin en ikonik simgelerinden biri haline gelmiştir.
Giotto yalnızca güzel resimler yapan bir sanatçı değildi. O, insanların dünyayı görme biçimini değiştiren isimlerden biriydi.
Bugün bir tabloda duygu arıyorsak, karakterlerin yüzüne bakıp hikâyeyi hissedebiliyorsak, bunun temel taşlarından biri Giotto’nun fırçasıdır.
Floransa sokaklarında yürürken ya da Padova’daki Scrovegni Şapeli’nin duvarlarına bakarken hissedilen şey tam olarak budur:
Bir sanatçının, yüzyıllar önce resimlere ilk kez “ruh” vermesi.
Çünkü resimlerinde duygu, hacim ve gerçekçilik kullanarak Orta Çağ sanat anlayışını değiştirmiştir.
Padova’daki Scrovegni Şapeli freskleri, özellikle “İsa’ya Ağıt” sahnesi en ünlü eserleri arasında kabul edilir.
1267 civarında doğmuş ve 1337 yılında hayatını kaybetmiştir.
Hayır. Aynı zamanda mimarlık da yaptı. Floransa’daki Giotto Çan Kulesi onun en önemli mimari eserlerinden biridir.
Batı resminde gerçekçilik ve insan duygusunu güçlü şekilde kullanan ilk büyük sanatçılardan biri olmasıdır.