Edgar Degas: Balerinlerin Ressamı ve Empresyonizmin Asi Dahisi
“Sanat gördüğünü değil, başkalarına göstermek istediğini anlatmaktır.”
Empresyonizm denildiğinde akla ilk gelen isimler Monet ve Renoir olsa da, bu akımın en özgün sanatçılarından biri hiç kuşkusuz Edgar Degas‘dır. Kendisi hiçbir zaman empresyonist olarak anılmak istemese de, modern yaşamı konu alan resimleri ve yenilikçi bakış açısıyla sanat tarihinin en önemli isimlerinden biri olmuştur.
Degas özellikle balerinleri, opera sahnelerini, at yarışlarını, çamaşırcı kadınları ve Paris’in gündelik yaşamını resmetmesiyle tanınır. Figürleri çoğu zaman hareket halindedir; sanki izleyici o ana tesadüfen tanıklık ediyormuş hissi verir.
Fotoğrafın yeni yaygınlaşmaya başladığı bir dönemde geliştirdiği sıra dışı kadrajlar, kesilmiş kompozisyonlar ve beklenmedik bakış açıları, modern resmin gelişiminde önemli rol oynamıştır.
Edgar Degas kimdir?
Tam adı Hilaire-Germain-Edgar de Gas olan sanatçı, daha sonra soyadını daha sade ve modern bir görünüm kazandırmak amacıyla Degas olarak kullanmaya başladı. 19 Temmuz 1834’te Paris’te, varlıklı ve kültürlü bir bankacı ailesinin en büyük çocuğu olarak dünyaya geldi.
Babası Auguste de Gas, yalnızca başarılı bir banker değil; müzik, tiyatro ve güzel sanatlara ilgi duyan kültürlü bir entelektüeldi. Evlerinde sanat eserleri bulunuyor, sanatçılar ve müzisyenler ağırlanıyordu. Bu ortam, Degas’nın küçük yaşlardan itibaren sanata ilgi duymasını sağladı. Ailesi onun hukuk eğitimi alarak saygın bir meslek sahibi olmasını istiyordu. Degas da bir süre hukuk fakültesine devam etti; ancak resim tutkusu ağır bastı ve eğitimini yarıda bırakarak ressam olmaya karar verdi.
Henüz 13 yaşındayken annesini kaybetmesi, hayatının en derin kırılma noktalarından biri oldu. Bu acıyı hiçbir zaman unutamadı. Buna rağmen babası, oğlunun sanatçı olma isteğini destekledi ve resim eğitimi almasına izin verdi. Çocukluğunu şekillendiren bu kültürel ortam ve erken yaşta yaşadığı kayıp, ileride insan psikolojisini ve gündelik yaşamın sıradan anlarını büyük bir gözlem gücüyle resmetmesinde önemli rol oynadı.
Akademik eğitim aldı
Degas, Paris Güzel Sanatlar Okulu’na kabul edildi.Aynı zamanda Louvre Müzesi’nde günlerini eski ustaların eserlerini kopyalayarak geçiriyordu.Özellikle;
Ingres
Raphael
Titian
Velázquez
Michelangelo gibi büyük ustaların çizimlerini inceleyerek desen yeteneğini geliştirdi. Hayatı boyunca çizimin resmin temeli olduğuna inandı.
İtalya yılları
1856 yılında İtalya’ya gitti.Floransa, Roma, Napoli gibi şehirlerde yaklaşık üç yıl kaldı.Rönesans ustalarının fresklerini, heykellerini ve çizimlerini inceleyerek sanat anlayışını geliştirdi. Özellikle Michelangelo ve Raphael’in figür anlayışı üzerinde büyük etkisi oldu.
Paris’e dönüş
Paris’e döndüğünde ilk yıllarda tarih resimleri yapmayı denedi.Ancak kısa süre sonra ilgisini günlük yaşam çekmeye başladı.Opera provaları, dansçılar, at yarışları, kafeler, ütü yapan kadınlar, çamaşırcılar, banyodan çıkan kadınlar… Degas’ın sanatı sıradan insanların hayatını olağanüstü bir gözlem gücüyle anlatıyordu.
Empresyonistlerle dostluğu
1860’lı yıllarda Edouard Manet ile tanıştı.Bu dostluk sayesinde Monet, Renoir, Pissarro ve Sisley ile aynı çevrede bulunmaya başladı.1874 yılında düzenlenen ilk Empresyonist Sergi’nin organizatörlerinden biri oldu. Buna rağmen kendisine “Empresyonist” denmesinden hoşlanmıyordu. Çünkü diğer sanatçılar gibi açık havada çalışmıyordu. Hatta şöyle diyordu:
“Hiçbir sanat benimkinden daha az spontane değildir.”
Resimlerini çoğunlukla atölyesinde, uzun gözlemler ve sayısız eskizden sonra tamamlıyordu.
Başlıca Eserleri
The Dance Class (Dans Sınıfı) (1874) Musée d’Orsay, Paris
Degas’nın en ünlü balerin tablolarından biridir. Sahnedeki gösteriyi değil, prova yapan dansçıları resmetmesiyle dikkat çeker. Hareketi, disiplini ve gündelik çalışma anlarını yansıtan eser, Empresyonizm’in en önemli figür kompozisyonları arasında kabul edilir.
The Rehearsal (Prova) (1873-1878) Metropolitan Museum of Art, New York
Degas’nın bale provalarını konu alan en başarılı eserlerinden biridir. Eğik bakış açısı, kesilmiş figürleri ve fotoğrafı andıran kompozisyonuyla modern resim anlayışının öncülerinden biri kabul edilir.
The Star (L’Etoile) (1878) Musée d’Orsay, Paris
Sahnedeki baş balerini ışık altında resmeden eser, Degas’nın ışık kullanımı ve hareket duygusundaki ustalığını gösterir. Arka plandaki figürler ve sahne düzeni, izleyiciyi adeta tiyatro salonundaymış gibi hissettirir.
L’Absinthe (Absinthe) (1875-1876) Musee d’Orsay, Paris
Paris’te bir kafede oturan yalnız bir kadın ve erkeği konu alan tablo, modern şehir yaşamının yalnızlığını ve yabancılaşmasını anlatan en etkileyici eserlerden biridir. İlk sergilendiğinde karamsar atmosferi nedeniyle büyük tartışmalara yol açmıştır.
Place de la Concorde (1875) The State Hermitage Museum, St. Petersburg
Degas’nın en sıra dışı kompozisyonlarından biridir. Figürlerin büyük kısmının kadraj dışında bırakılması, fotoğrafı andıran modern bir bakış açısı oluşturur. II. Dünya Savaşı sırasında kaybolan eser, yıllar sonra Hermitage Müzesi’nin arşivlerinde bulunmuştur.
The Bellelli Family (Bellelli Ailesi) (1858-1867) Musee d’Orsay, Paris
Sanatçının halasını, eniştesini ve kuzenlerini resmettiği bu aile portresi, psikolojik derinliğiyle dikkat çeker. Aile bireyleri arasındaki duygusal mesafe ve gerilim ustalıkla yansıtılmıştır.
The Cotton Office in New Orleans (New Orleans’daki Pamuk Pazarı) (1873) Musee des Beaux-Arts, Pau
Degas’nın Amerika’da yaptığı en önemli eseridir. Kardeşleri ve akrabalarının çalıştığı pamuk ticaretini konu alan tablo, iş yaşamını gerçekçi ayrıntılarla anlatan modern resmin erken örneklerinden biri kabul edilir.
Racehorses Before the Stands (Tribünler Önünde Yarış Atları) (1866-1868) Musee d’Orsay, Paris
At yarışlarına duyduğu ilgiyi yansıtan eser, hareket hâlindeki atları ve jokeyleri büyük bir dinamizmle gösterir. Degas’nın hareketi yakalama konusundaki ustalığını ortaya koyan önemli çalışmalarındandır.
Woman Combing Her Hair (Saçını Tarayan Kadın) (1885-1886) Hermitage Museum, St. Petersburg
Degas’nın gündelik yaşamdan seçtiği en başarılı kadın figürlerinden biridir. Modelini doğal bir an içinde resmederek idealize edilmiş güzellik anlayışından uzaklaşmıştır.
Little Dancer Aged Fourteen (On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı) (1881)
National Gallery of Art, Washington D.C. (orijinal balmumu); bronz dökümleri dünyanın birçok müzesinde
Degas’nın yaşamı boyunca sergilenen tek heykelidir. Balmumu, gerçek kumaş, kurdele ve bale ayakkabıları kullanılarak yapılan eser ilk sergilendiğinde büyük tartışmalara neden olmuş, bugün ise modern heykel sanatının en önemli yapıtlarından biri kabul edilmektedir.
Miss La La at the Cirque Fernando (Sirk Fernando’da Miss La La) (1879) National Gallery, Londra
Ünlü akrobat Miss La La’yı kubbeden dişleriyle asılı şekilde gösteren bu tablo, sıra dışı perspektifi ve cesur kompozisyonuyla Degas’nın en yenilikçi eserlerinden biridir.
Balerinlerin ressamı
Bugün Degas denildiğinde akla ilk gelen konu balerinlerdir. Yaklaşık 1.500’den fazla eserinde dansçıları resmettiği düşünülmektedir. Fakat onun ilgisini çeken şey sahnedeki gösteri değildi.Perde arkasındaki gerçek hayattı. Dansçılar hazırlanırken, dinlenirken, esnerken, ayakkabılarını bağlarken,prova yaparken… Onları idealize etmeden resmetti.Bu nedenle tabloları oldukça doğal görünür.
Fotoğraf gibi kompozisyonlar
Degas’ın en büyük yeniliklerinden biri kompozisyon anlayışıydı.Figürleri çoğu zaman kadrajın dışına taşar.Bazıları kesilmiş görünür. Beklenmedik açılar kullanır. Bu yaklaşım Japon ukiyo-e baskılarından ve yeni gelişen fotoğraf sanatından etkilenmiştir. Bugün sinemada kullandığımız birçok kadraj anlayışının kökeninde Degas’ın resimleri olduğu düşünülmektedir.
Heykelleri
Degas yalnızca ressam değildi.Aynı zamanda başarılı bir heykeltıraştı. En ünlü heykeli olan On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı, balmumu, gerçek kumaş ve gerçek bale ayakkabıları kullanılarak yapılmıştı.Bu eser ilk sergilendiğinde büyük tartışma yaratmıştı. Bugün ise modern heykelin en önemli örneklerinden biri kabul edilmektedir.
Son yılları
Yaşamının ilerleyen dönemlerinde görme yetisi giderek zayıfladı.Bu nedenle yağlı boya yerine pastel çalışmalarına ve heykellere ağırlık verdi.Hiç evlenmedi.Oldukça içine kapanık bir yaşam sürdü. 27 Eylül 1917’de, 83 yaşında Paris’te hayatını kaybetti.
Edgar Degas neden bu kadar önemlidir?
Degas, hareketi resmeden ilk büyük sanatçılardan biridir.Figürleri hiçbir zaman poz vermez.Onlar yaşar. Yürür. Dans eder. Dinlenir. Tam da bu nedenle eserleri fotoğraf karesi kadar doğal görünür. Empresyonistlerle birlikte modern sanatı değiştirmiş, ancak kendine özgü çizim anlayışını hiçbir zaman terk etmemiştir. Bugün hem Empresyonizm’in hem de modern figür resminin en büyük ustalarından biri kabul edilmektedir.
Edgar Degas Hakkında İlginç Bilgiler
Soyadı aslında “de Gas” idi; daha sonra Degas olarak kullanmaya başladı.
Hiç evlenmedi.
Yaklaşık 1.500 bale temalı eser üretti.
Açık havada resim yapmayı sevmezdi.
Fotoğraf kullanan ilk ressamlardan biriydi.
Empresyonistlerin sekiz sergisinin yedisine katıldı.
Görme yetisini kaybetmesine rağmen heykel yapmaya devam etti.
En sevdiği sözlerden biri: “Çizim yapmak, tekrar tekrar aynı şeyi görmektir.”
Sık Sorulan Sorular (FAQ)
Edgar Degas kimdir?
Edgar Degas (1834-1917), Fransız ressam, heykeltıraş ve baskı sanatçısıdır. Empresyonizm akımının en önemli isimlerinden biri olmasına rağmen kendisini hiçbir zaman empresyonist olarak tanımlamamıştır. Özellikle balerinleri, at yarışlarını ve Paris’in gündelik yaşamını konu alan eserleriyle tanınır.
Edgar Degas neden bu kadar ünlüdür?
Degas, hareketi ve insan anatomisini benzersiz bir gözlem gücüyle resmetmesi sayesinde sanat tarihinin en önemli figür ressamlarından biri kabul edilir. Fotoğrafı andıran kompozisyonları, sıra dışı bakış açıları ve pastel çalışmalarıyla modern resim sanatını derinden etkilemiştir.
Edgar Degas empresyonist miydi?
Degas, Empresyonist ressamlarla birlikte sergilere katılmış olsa da kendisini hiçbir zaman Empresyonist olarak görmemiştir. Açık havada resim yapmayı tercih etmemiş, eserlerini çoğunlukla atölyesinde hazırladığı eskizlerden yola çıkarak tamamlamıştır. Bu nedenle sanatı, Empresyonizm, Realizm ve Neoklasisizm’in özgün bir birleşimi olarak değerlendirilir.
Edgar Degas’nın en ünlü eseri hangisidir?
Degas’nın en ünlü eserleri arasında Dans Sınıfı (The Dance Class), Yıldız (The Star), Absinthe (L’Absinthe), Prova (The Rehearsal), Place de la Concorde, New Orleans’daki Pamuk Pazarı ve On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı yer alır.
Degas neden sürekli balerinleri resmetmiştir?
Degas’nın ilgisini çeken sahnedeki gösteri değil, perde arkasındaki emekti. Dansçıları prova yaparken, dinlenirken, ayakkabılarını bağlarken ya da yorulmuş hâlde resmetti. Yaklaşık 1.500 bale temalı eser ürettiği tahmin edilmektedir.
Edgar Degas neden açık havada resim yapmıyordu?
Empresyonist ressamların aksine Degas, açık havada çalışmayı sevmezdi. Hareketi ve insan figürünü dikkatle incelemeyi tercih ediyor, çok sayıda eskiz hazırladıktan sonra tablolarını atölyesinde tamamlıyordu.
Edgar Degas fotoğraftan etkilendi mi?
Evet. Degas, fotoğraf sanatından etkilenen ilk ressamlardan biridir. Eğik kadrajlar, kesilmiş figürler ve beklenmedik bakış açıları kullanarak tablolarına adeta bir fotoğraf karesi görünümü kazandırmıştır. Ayrıca Japon ukiyo-e baskılarının kompozisyon anlayışından da ilham almıştır.
Edgar Degas neden pastel boya kullanmaya başladı?
Yaklaşık elli yaşında görme sorunları yaşamaya başlayan Degas, yağlı boya ile çalışmakta zorlanınca pastel boya ve heykele yöneldi. Pastel eserleri, sanat kariyerinin en başarılı çalışmaları arasında kabul edilmektedir.
Edgar Degas’nın tek heykeli hangisidir?
Degas’nın en ünlü heykeli On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı (Little Dancer Aged Fourteen)‘dır. 1881 yılında balmumu, gerçek kumaş ve gerçek bale ayakkabıları kullanılarak yapılan eser ilk sergilendiğinde büyük tartışma yaratmış, günümüzde ise modern heykelin başyapıtlarından biri kabul edilmektedir.
Place de la Concorde tablosu neden ünlüdür?
Place de la Concorde, Degas’nın en önemli şehir manzaralarından biridir. II. Dünya Savaşı sırasında kaybolmuş, uzun yıllar nerede olduğu bilinmemiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından tablonun St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde bulunduğu ortaya çıkmıştır.
Edgar Degas’nın sanata en büyük katkısı nedir?
Degas, hareketin, ışığın ve gündelik yaşamın doğal anlarını resme taşıyarak modern figür resmine yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Fotoğrafı andıran kompozisyonları ve sıra dışı perspektifleri, 20. yüzyıl sanatını derinden etkilemiştir.
Edgar Degas hakkında hangi kitap okunmalı?
Degas’nın yaşamını ve sanatını daha yakından tanımak isteyenler için Richard Kendall’ın Degas: A Life adlı biyografisi en kapsamlı kaynaklardan biridir. Ayrıca Paul Valéry’nin Degas, Dance, Drawing adlı eseri, sanatçının çalışma yöntemi ve sanat anlayışı üzerine yazılmış en önemli klasiklerden biri olarak kabul edilmektedir.