Osmanlı Minyatür Sanatı: Nakkaşhane, Matrakçı Nasuh, Nakkaş Osman ve Levni

Surname-i Hümayun'dan çift sayfa minyatür: At Meydanı'nda padişahın önünden geçen kumaşçılar esnafı, 1582 şenliği

Osmanlı minyatür sanatı nedir?

Osmanlı minyatür sanatı, el yazması kitapları ve albümleri süsleyen, sulu boya ve altınla yapılmış küçük resimlerin genel adı. Osmanlılar bu resimlere “tasvir”, yapanlara “nakkaş” ya da “musavvir” derdi. 15. yüzyılın ortasında Edirne ve İstanbul’da gelişti, 16. yüzyılda saray nakkaşhanesinde Matrakçı Nasuh ve Nakkaş Osman ile zirveye ulaştı, 18. yüzyılda Levni ile son büyük atılımını yaptı. En önemli örnekleri bugün İstanbul’daki Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde.

Osmanlı minyatür sanatı, bir imparatorluğun kendini nasıl görmek istediğini anlatan bir resim dili. Seferler, elçi kabulleri, padişah portreleri, haftalarca süren düğün şenlikleri ve 16. yüzyıl İstanbul’unun sokakları bu küçük sayfalarda bugüne ulaştı. Fotoğraftan yüzyıllar önce, bir şehrin ya da bir törenin neye benzediğini en iyi bu resimler kaydetti.

Bu yazıda minyatürün ne olduğunu, saray atölyesini, özelliklerini, en önemli nakkaşları ve el yazmalarını, son olarak da minyatürün yerini neden tuval resmine bıraktığını anlatıyoruz.

Surname-i Hümayun'dan çift sayfa minyatür: At Meydanı'nda padişahın önünden geçen kumaşçılar esnafı, 1582 şenliği
Nakkaş Osman ve atölyesi, Surname-i Hümayun’dan kumaşçılar esnafının geçişi, 1582 şenliği (yazma yaklaşık 1582–1587). Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, İstanbul.

Osmanlı minyatürü nedir?

“Minyatür” kelimesi aslında Batı’dan geliyor. Orta Çağ Avrupa’sındaki el yazmalarında bölüm başlarındaki ilk harf, sülüğen denen kırmızı-turuncu bir boyayla (Latince minium) süslenirdi. Bu süslemeye miniatura dendi; kelime zamanla “küçük” anlamındaki minor ile karışarak küçük resim anlamına geldi. Osmanlı ve İslam dünyasında ise bu resimlere “tasvir”, resmi yapan sanatçıya “musavvir” ya da “nakkaş” denirdi.

Osmanlı minyatürü çoğunlukla duvara asılmak için değil, okunmak için yapıldı. Bir tarih kitabının, bir şiir divanının ya da bir şenlik kitabının metnini görselleştirir, metinde anlatılamayanı resimle gösterirdi. Tek yaprak halindeki resimler ise murakka denen albümlerde toplanırdı. Resim yapmanın Osmanlı’da nasıl karşılandığını merak ediyorsanız Osmanlı’da resim yasak mıydı? yazımıza da göz atabilirsiniz.

Osmanlı minyatür sanatı ne zaman doğdu ve nasıl gelişti?

İlk örnekler: Amasya, Edirne ve Fatih’in sarayı

Bilinen en erken örneklerden biri, şair Ahmedi’nin İskendername’sinin 1416’da Amasya’da hazırlanan resimli nüshası. Başkent Edirne’ye taşındıktan sonra resimli kitaplar çoğaldı: 1455–1456’da Edirne’de hazırlandığı kaydedilen küçük bir aşk hikayesi kitabı olan Dilsuzname, tarih ve yer bilgisi taşıyan nadir erken örneklerdendir. Fatih Sultan Mehmed döneminde Akkoyunlu ve Timurlu topraklarından gelen hattat ve nakkaşlar, Yeni Saray’da, yani bugünkü Topkapı Sarayı’nda bir saray atölyesinin doğmasına zemin hazırladı.

Fatih, Avrupa’daki portre geleneğiyle de ilgilendi. 1479’da Venedik’ten gelen ressam Gentile Bellini İstanbul’da yaklaşık bir buçuk yıl kaldı ve sultanın bugün Londra’daki National Gallery koleksiyonunda bulunan yağlı boya portresini yaptı. Osmanlı tarihçisi Mustafa Ali’ye göre Avrupalı ustalardan ders alan Sinan Bey ve öğrencisi Bursalı Şiblizade Ahmed de Fatih’in portrelerini yaptı. Topkapı’daki bir albümde yer alan ünlü “gül koklayan Fatih” portresinin Şiblizade Ahmed’in elinden çıkmış olabileceği öne sürülür. Padişah portresi geleneği böylece başladı ve 19. yüzyıla kadar sürdü.

Saray nakkaşhanesi ve ehl-i hıref

Osmanlı minyatürünün asıl yurdu saray nakkaşhanesiydi. Saray, ehl-i hıref denen ve maaşını saraydan alan büyük bir sanatçı topluluğu kurdu. Kitap sanatçıları, yani musavvirler (ressamlar), müzehhipler (tezhip ustaları) ve mücellitler (ciltçiler) bu teşkilatın bölümlerinde yer alır, üç ayda bir gündelik üzerinden ücret alırdı. Ücretleri ve terfileri defterlere kaydedildiği için Osmanlı nakkaşları hakkında İslam dünyasının pek az yerinde görülen ölçüde ayrıntılı belge bulunuyor.

Minyatür: kavuklu üç sanatçı alçak masalarında yazı ve resim üzerinde çalışıyor; saray nakkaşhanesi
Nakkaşhanede çalışan saray sanatçıları, Şehname-i Mehmed III’ten, 1595-1603 dolayı. Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul. Görsel: Wikimedia Commons.

Nakkaşlar sarayın birinci avlusunda ve Bab-ı Hümayun’un dışında, At Meydanı’na bakan ve bugün ayakta olmayan Arslanhane binasında çalışırdı. 1514’te Tebriz’in alınmasının ardından İstanbul’a getirilen sanatçılar atölyeye yeni bir soluk getirdi. Bunlardan biri olan Şahkulu, Kanuni döneminde nakkaşların Rum bölüğünün başına geçti ve sonraki yüzyıllar boyunca Türk süslemesinin simgesi olacak “saz yolu” üslubunu yarattı.

Kanuni ve III. Murad: Osmanlı minyatürünün altın çağı

1520’lerden sonra kendine özgü bir Osmanlı saray üslubu belirdi. Kanuni Sultan Süleyman, şair Arifi’yi “şehnameci” olarak görevlendirdi; şehnameci, hanedanın tarihini manzum ve resimli biçimde yazan saray tarihçisiydi. 1569’da şehnameciliğe Seyyid Lokman atandı ve onun metinleri ile Nakkaş Osman’ın resimleri, III. Murad döneminde (1574–1595) Osmanlı minyatürünün en verimli yıllarını yarattı.

17. ve 18. yüzyıl: albümler ve Lale Devri

17. yüzyılda Nakkaş Hasan ve Ahmed Nakşi gibi ustalar çalışmayı sürdürdü. Ancak yüzyılın sonuna doğru resimli kitaplar hazineye ağır geldiği için saray desteği azaldı ve nakkaşlar Batılı gezginlere ve elçilere satılan, kıyafet ve tip resimlerinden oluşan albümler hazırlamaya başladı. 18. yüzyılın başında, Lale Devri olarak anılan yıllarda, Levni minyatüre yeni bir canlılık getirdi.

Osmanlı minyatürünün özellikleri

  • Perspektif yerine düzlem: Minyatürde ışık-gölgeyle derinlik yanılsaması yaratılmaz. Osmanlı nakkaşları gölgelendirme kullanmadığı için renkler berrak kalır ve sahnedeki her öğe ilk bakışta seçilir. Uzaktaki nesne küçülmez; sahne çoğu zaman yukarıdan bakılmış bir harita gibi dizilir.
  • Belgesel bakış: 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı minyatürü, Safevi resminin masalsı bahçelerinden ve süslü köşklerinden uzaklaştı. Savaşlar, elçi kabulleri, av sahneleri, düğünler ve törenler gerçekçi ve ağırbaşlı bir dille resmedildi. Bu yüzden minyatürler bugün mimarlık ve şehir tarihi için de değerli belgeler.
  • Sulu boya ve altın: Resimler sulu boyayla yapılır, çoğu zaman altın ve gümüş yaldızla zenginleştirilirdi. Açık ve canlı renkler ile altın gökyüzü ya da altın süslemeler sayfaya değerli bir nesne havası verir.
  • Aharlı kağıt: Minyatür ustaları ve hattatlar, yüzeyine yumurta akı ya da nişastadan yapılan ahar sürülmüş, ardından mühreyle parlatılmış kağıdı tercih ederdi. Ahar kağıdı nemden korur ve boyanın kağıda emilmesini önler.
  • Ekip işi: Bir el yazmasında metni şehnameci yazar, hattat temize çeker, nakkaş ve yardımcıları resimleri yapar, müzehhip süsler, mücellit ciltlerdi. Büyük kitaplarda birden fazla nakkaşın elini ayırt etmek mümkündür.
  • Çift sayfa kompozisyonlar: Kalabalık tören ve şenlik sahneleri sık sık karşılıklı iki sayfaya yayılır; kitap açıldığında tek bir büyük resim oluşur.

Osmanlı minyatür sanatının önemli nakkaşları

Matrakçı Nasuh (ö. 1564)

Bosnalı Matrakçı Nasuh tam bir çok yönlü insandı: tarihçi, matematikçi ve usta bir silahşor. “Matrakçı” lakabını icat ettiği matrak oyunundan alır. Kanuni’nin 1534–1536 Irakeyn (İran-Irak) seferine katıldı ve ordunun İstanbul’dan Tebriz’e, oradan Bağdat’a uzanan yolda konakladığı yerleri gün gün resimledi. Bu resimlerde insan figürü yoktur; Matrakçı şehirleri, kaleleri, camileri, nehirleri ve bitki örtüsünü yukarıdan bakılmış bir harita gibi gösterir. Sanat tarihçileri onun bu “topografik” resimlerle İslam manzara resminde çığır açtığını vurgular. En ünlü sayfalarından biri, Haliç tarafından bakılarak çizilmiş ve 1530’ların İstanbul’unu neredeyse bina bina gösteren İstanbul resmidir.

Matrakçı Nasuh'un Beyan-ı Menazil'deki Halep şehri resmi: kale, surlar ve yapılar yukarıdan bakılmış bir harita gibi
Matrakçı Nasuh, Beyan-ı Menazil’den Halep, yaklaşık 1537. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, İstanbul.

Nakkaş Osman (16. yüzyılın ikinci yarısı)

Klasik Osmanlı minyatür üslubunu belirleyen usta olarak kabul edilir. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmiyor; ancak 1569’dan 1590’ların ortasına kadar saray nakkaşhanesinin en büyük projelerini yönetti. 1569’da tamamlanan ve Zigetvar seferini anlatan Nüzhetü’l-ahbar der Sefer-i Sigetvar’ın resimleri ona atfedilir. Seyyid Lokman ile birlikte 1579’da hazırladığı Şemailname’de ilk on iki Osmanlı padişahının portrelerini çizdi; bu profilden, diz çökmüş ya da bağdaş kurmuş padişah portreleri sonraki kuşaklara örnek oldu. Ayasofya, Süleymaniye ve Topkapı Sarayı’nın avlularını gösteren resimleri, İstanbul’un mimarlık tarihi için Matrakçı’dan sonraki en önemli görsel belgeler sayılır.

Levni (ö. 1732)

Asıl adı Abdülcelil Çelebi olan Levni Edirne’de doğdu, İstanbul’da nakkaşhanede tezhip ustası olarak yetişti. “Levni” lakabı “renk” anlamındaki levn kelimesinden gelir. II. Mustafa döneminde nakkaşbaşı oldu, III. Ahmed döneminde de bu görevi sürdürdü. Levni, sert ve parlak renkler yerine mor, sarı, turuncu gibi yumuşak tonlar kullandı, altın yaldızı azalttı, yüz ifadelerine ve doğal vücut hareketlerine önem verdi. Kalabalık sahnelerde klasik minyatürden ayrılan bir derinlik eğilimi görülür. Tek figürlü albüm resimleri özellikle ünlüdür: bir albümdeki 46 resmin 43’ü onundur ve çoğunda şık giyimli kadınlar, müzisyenler ve köçekler yer alır.

Levni'nin tek figürlü albüm resmi: yastığa yaslanmış uyuyan genç kadın
Levni, Uyuyan Genç Kadın, Lale Devri (yaklaşık 1718–1730). Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul.

Bu üç ustanın yanında, 16. yüzyıl sonunda Nakkaş Osman ile birlikte çalışan ve sonra kendi projelerini yöneten Nakkaş Hasan Paşa, 17. yüzyılın başında Ahmed Nakşi ve Levni’den sonra Abdullah Buhari de Osmanlı minyatürünün önemli adları arasında. Daha sonraki dönemin Türk ressamlarını Türk ressamlar ve eserleri yazımızda bulabilirsiniz.

Osmanlı minyatürünün en önemli eserleri

1. Beyan-ı Menazil (1537)

Matrakçı Nasuh’un Kanuni’nin Irakeyn seferini konak konak anlatan eseri. Yüzü aşkın resminin bir kısmı çift sayfaya yayılır ve İstanbul’dan Tebriz’e, Bağdat’a kadar yol üzerindeki şehirleri gösterir. Bugün İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde (T. 5964).

2. Süleymanname (1558)

Arifi’nin Farsça manzum Osmanlı tarihinin beşinci ve son cildi; Kanuni’nin 1520–1558 arasındaki saltanatını anlatır. 1558 yazında tamamlanan kitapta beş nakkaşın yaptığı 69 minyatür var. Kanuni’nin tahta çıkışını ve Topkapı Sarayı’nın avlularını gösteren açılış resimlerinin, adı belgelerde geçmese de, genç Nakkaş Osman’ın elinden çıkmış olabileceği düşünülür. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine 1517.

Süleymanname'den minyatür: tahttaki Kanuni Sultan Süleyman, Şah Tahmasb'ın elçisini kabul ediyor
Arifi, Süleymanname’den Kanuni’nin Safevi elçisini kabulü, 1558. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, İstanbul.

3. Şehname-i Selim Han (1581)

Seyyid Lokman’ın II. Selim dönemini anlatan şehnamesi; resimleri Nakkaş Osman ve ekibinin. Lokman ile Osman’ın birlikte ürettiği büyük padişah şehnamelerinin ilk örneklerinden. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, III. Ahmed 3595.

4. Surname-i Hümayun (1582 şenliği)

III. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in (sonraki III. Mehmed) Mayıs 1582’de At Meydanı’nda yapılan sünnet şenliğinin kitabı. Şenlik elli günü aşkın sürdü; padişah ve şehzade gösterileri İbrahim Paşa Sarayı’ndan izledi. İstanbul’un bütün esnafı, tezgahlarını taşıyan arabalarla padişahın önünden geçerek zanaatini gösterdi; otuz metreyi aşan balmumu nahıllar meydana taşındı, geceleri havai fişekler atıldı. Nakkaş Osman ve yardımcıları bu sahneleri 1587’ye kadar karşılıklı sayfalara yayılan yüzlerce resimle kaydetti. Metnin yazarının büyük olasılıkla İntizami olduğu kabul edilir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine 1344.

5. Zübdetü’t-tevarih (1583)

Peygamberler tarihini de içeren bir İslam tarihi; 1583’te III. Murad’a sunuldu. 64,7 × 41,5 cm boyutlarıyla görkemli bir kitap; Nakkaş Osman ve öğrencilerinin de aralarında bulunduğu on üç nakkaşın yaptığı kırk tam sayfa resim içerir. Bugün İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde (envanter no. 1973).

6. Hünername (1584 ve 1588)

Seyyid Lokman’ın Türkçe yazdığı, padişahların “hünerlerini” anlatan iki ciltlik büyük eser. 1584’te tamamlanan birinci cilt Osman Gazi’den Yavuz Sultan Selim’e kadar olan dönemi 45 minyatürle, 1588’de tamamlanan ikinci cilt Kanuni dönemini 65 minyatürle anlatır. Resimler Nakkaş Osman ve ekibinin. Topkapı Sarayı’nın avlularını gösteren sayfaları, 16. yüzyıl saray mimarisi için eşsiz kaynaklardır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine 1523 ve 1524.

Hünername'den çift sayfa minyatür: Topkapı Sarayı'nın üçüncü avlusu ve yapıları
Nakkaş Osman ve atölyesi, Hünername’den Topkapı Sarayı’nın üçüncü avlusu, 1584. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, İstanbul.

7. Şehinşahname (16. yüzyılın son çeyreği)

III. Murad’ın saltanatını anlatan, Lokman’ın Farsça manzum eseri; Nakkaş Osman ve ekibi tarafından resimlendi. İstanbul’un 1579’da gökyüzünde görülen kuyruklu yıldızla birlikte Galata tarafından çizilmiş bir görünümü de bu eserdedir. İlk cildi İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde (F. 1404), bir diğer cildi Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde (Bağdat Köşkü 200).

8. Surname-i Vehbi (1720 şenliği)

Şair Vehbi’nin, III. Ahmed’in dört oğlunun 1720’deki sünnet şenliğini anlattığı eser. On beş gün ve gece süren şenlik Okmeydanı’nda ve Haliç’te yapıldı. Levni bu kitabı 137 resimle süsledi ve 1727’de padişaha sundu. Önceki surnamelerin klişe At Meydanı dekoru yerine Levni, şenliği sarayda, deniz kıyısında ve şehrin farklı yerlerinde gösterir: esnaf alayları, hokkabazlar, cambazlar, Haliç’te ip üzerinde yürüyen bir araba, ateş saçan yedi başlı bir ejderha… Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, III. Ahmed 3593.

Levni'nin Surname-i Vehbi'sinden çift sayfa minyatür: padişahın önünde çalan müzisyenler
Levni, Surname-i Vehbi’den padişahın önünde müzisyenler, 1720 şenliği (kitap 1727’de sunuldu). Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, İstanbul.

Bu eserlerin çoğu, Topkapı Sarayı’nın ilk yapılarından Ağalar Camii’ne yerleşen Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde korunuyor. İslam dünyasının en zengin minyatür koleksiyonuna sahip olan kütüphanede minyatür içeren yaklaşık 600 kitap ve albüm bulunuyor. El yazmaları ışığa ve neme karşı hassas olduğu için çoğu zaman sergilenmez; sarayı gezerken görebileceklerinizi Topkapı Sarayı’nda görülmesi gereken yerler yazımızda anlattık.

Minyatürden sonra ne oldu?

Değişim bir anda olmadı. 17. yüzyıl sonlarında anonim nakkaşlar doğa sahnelerinde perspektif ve gölgelendirme denemeye başladı. Levni ve çağdaşı Nakkaş İbrahim, renk tonları ve perspektifle Batılı bir yaklaşımı geleneksel kitap resmine taşıdı. Abdullah Buhari’nin mimari öğelerdeki perspektif denemeleri, sonradan konak duvarlarını süsleyecek manzara resimlerinin habercisiydi.

18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında kıyafet albümlerinde ve sefaretnamelerde üç boyutlu, sulu boya ağırlıklı bir anlatıma geçildi; bazı tek figürlü resimler kağıt üzerine tempera ya da yağlı boyayla yapıldı. TDV İslam Ansiklopedisi’ne göre bu gelişme geleneksel Osmanlı minyatürünün sonunu getirdi. Sarayda padişah portrelerini tuval üzerine yapan Refail ve Kostantin Kapıdağlı, kağıt üzerine de çalışan son sanatçılar arasında sayılır. 19. yüzyılda artık düzenli bir saray nakkaşhanesinden söz etmek mümkün değildi; resimli tarih kitapları yalnızca padişah portrelerinden oluşuyordu.

Yerini tuval ve yağlı boya aldı. Harbiye’de yetişip 1860’ların başında Paris’e gönderilen Şeker Ahmed Paşa 1873’te İstanbul’da ilk resim sergisini açtı. 1882’de Osman Hamdi Bey’in öncülüğünde Sanayi-i Nefise Mektebi kuruldu ve Türk resmi Batılı akademik eğitimle yeni bir yola girdi. Bu geçişi dünya sanatının genel akışı içinde görmek için sanat tarihi dönemleri rehberimize bakabilirsiniz.

Osmanlı minyatür sanatı hakkında sık sorulan sorular

Minyatür ile tezhip arasındaki fark nedir?

Minyatür (tasvir) insan, hayvan, şehir ya da olay gösteren resimdir. Tezhip ise kitap sayfalarını altın ve boyayla bezeyen süsleme sanatıdır; figür içermez. Osmanlı sarayında ikisi de aynı nakkaşhanede yapılırdı ve bazı sanatçılar, örneğin Levni, tezhiple işe başlayıp ressam oldu.

En ünlü Osmanlı minyatür sanatçısı kimdir?

Üç isim öne çıkar: şehir resimleriyle Matrakçı Nasuh, klasik üslubu belirleyen Nakkaş Osman ve Lale Devri’nin ressamı Levni. Nakkaş Osman, 16. yüzyıl sonunun büyük resimli tarih kitaplarının hemen hepsinde başı çeken ustadır.

Osmanlı minyatürlerinde neden perspektif yok?

Minyatürün amacı gözün gördüğünü taklit etmek değil, bir olayı ya da yeri en açık biçimde anlatmaktı. Bu yüzden nakkaşlar ışık-gölge kullanmadı, sahneyi yukarıdan bakılmış bir harita gibi düzenledi ve önemli kişileri belirgin gösterdi. 18. yüzyılda Levni ve çağdaşları perspektifi denemeye başladı.

Çift sayfa minyatür: atlı mehter takımı davul, kös ve zurna çalarak alay halinde ilerliyor
Levni, Surname-i Vehbi’den mehter takımı, 1720’ler. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, İstanbul. Görsel: Wikimedia Commons.
Surname nedir?

Sur, düğün ve şenlik demektir. Surname, saraydaki sünnet ve evlilik şenliklerini anlatan kitaplara verilen ad. En ünlü resimli surnameler, 1582 şenliğini anlatan ve Nakkaş Osman’ın resimlediği Surname-i Hümayun ile 1720 şenliğini anlatan ve Levni’nin resimlediği Surname-i Vehbi’dir.

Osmanlı minyatürleri nerede görülür?

En büyük koleksiyon İstanbul’daki Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde; İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde de önemli el yazmaları var. El yazmaları korunmaları gerektiği için sürekli sergilenmez; ancak sergilerde ve tıpkıbasım yayınlarda görülebilir.

Kısaca Osmanlı minyatür sanatı

Osmanlıcadaki adıTasvir; sanatçısı nakkaş ya da musavvir
Doğuşu15. yüzyıl: Amasya (1416), Edirne, Fatih’in İstanbul sarayı
AtölyeSaray nakkaşhanesi; sanatçılar ehl-i hıref teşkilatında maaşlı
Altın çağıKanuni ve III. Murad dönemleri (16. yüzyıl)
Önemli nakkaşlarMatrakçı Nasuh, Nakkaş Osman, Nakkaş Hasan, Levni, Abdullah Buhari
TeknikAharlı kağıt üzerine sulu boya ve altın; gölgesiz, düzlemsel anlatım
Başlıca eserlerBeyan-ı Menazil, Süleymanname, Hünername, Surname-i Hümayun, Şehinşahname, Surname-i Vehbi
Bugün nerede?Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi; İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi; Türk ve İslam Eserleri Müzesi
Sonu18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyıl başında yerini Batı tarzı resme bıraktı

Benzer Gönderiler