|

Ankara Etnografya Müzesi’nde Görülmesi Gereken 15 Eser

Ankara Etnografya Müzesi

Ankara Etnografya Müzesi ne zaman kuruldu?

Cumhuriyet’in müze olarak inşa edilen ilk binası olan Ankara Etnografya Müzesi’nin temeli 25 Eylül 1925’te atıldı; Arif Hikmet Koyunoğlu’nun tasarladığı yapı 1926’da tamamlandı ve 18 Temmuz 1930’da halka açıldı. Yaklaşık 40.000 eserlik koleksiyonda Taşkınpaşa Camii mihrap ve minberi, Ahi Şerafettin Sandukası ve Ankara Evi misafir odası öne çıkıyor. Bina, Atatürk’ün naaşının Anıtkabir tamamlanana kadar 15 yıl muhafaza edildiği yer olarak da ayrı bir öneme sahip.

Bir ülke müze kurmaya karar verdiğinde önce neyi toplayacağına karar verir. Ve bu seçim, o ülkenin kendini nasıl tanımladığını gösterir.

Ankara Etnografya Müzesi tam da bu sorunun cevabı olarak kuruldu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, yeni bir ulusal kimlik inşa edilirken, Anadolu’nun maddi kültürünü toplayıp sergileyecek bir müzeye ihtiyaç duyuldu.

Bugünkü müze binasının bulunduğu Namazgah Tepesi uzun yıllar Müslüman mezarlığı olarak kullanılmıştı. Bakanlar Kurulu kararıyla, müze yapılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’na devredildi.

Binanın temeli 25 Eylül 1925’te atıldı ve inşaat 1926’da tamamlandı. Mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu. Yapı, Türkiye Cumhuriyeti’nin müze olarak inşa edilen ilk binası. Müze, 1928’de Afgan Kralı Amanullah Han’ın ziyaretiyle ilk kez kapılarını açtı; halkın ziyaretine ise 18 Temmuz 1930’da açıldı.

Koleksiyonda bugün kırk bin civarında eser bulunuyor. Sergileme Selçuklu döneminden günümüze uzanıyor ve teşhir yenilendikten sonra dokuzu daimi, biri geçici olmak üzere on salon ziyarete açık.

1. Müze Binası

Eserlere geçmeden önce binaya bakın, çünkü bina da koleksiyonun parçası.

Yapının inşasında dönemin usta kadrosu çalışmış: mermer ustası Hüseyin Avni Efendi, kubbe üzerindeki bronz rölyef kalıplarının dökümcüsü Hakkı Usta.

Burada neye bakmalı?

Mimari dile. Bina modern bir kamu yapısı ama Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden alınmış ögeler taşıyor: sivri kemerler, kubbe, avlu düzeni, mermer kaplamalar.

Bu üsluba mimarlık tarihinde Birinci Ulusal Mimarlık deniyor. Temel fikri şu: modern bir devletin yapıları modern olmalı ama kendi geçmişinden beslenmeli.

Hemen yanındaki Türk Ocağı binası da aynı mimarın, Arif Hikmet Koyunoğlu’nun eseri; iki yapıyı yan yana görmek bu üslubu anlamanın en kolay yolu. Müzenin önündeki atlı Atatürk heykeli ise İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın eseri ve 1927’de, müze henüz açılmadan yerine konuldu.

Yani bina, içindeki koleksiyonla aynı soruyu soruyor: gelenek nasıl sürdürülür?

2. Atatürk’ün Geçici Kabri

Ankara Etnografya Müzesi'nde Atatürk'ün 1938–1953 yılları arasındaki geçici kabri

Müzenin en az bilinen ama en ağırlıklı yanı. Atatürk’ün naaşı, Anıtkabir tamamlanana kadar on beş yıl boyunca bu müzedeki geçici kabirde muhafaza edildi.

Geçici kabir, müzenin giriş holündeki alanda bulunuyordu. Naaş 21 Kasım 1938’de buraya getirildi ve 10 Kasım 1953’te Anıtkabir’e taşındı. Bu süre boyunca müze ziyarete kapalı kaldı; 18 Mayıs 1956’da, Uluslararası Müzeler Günü’nde yeniden açıldı.

Burada neye bakmalı?

Mekanın sessizliğine. Burası bir sergi salonu değil; on beş yıl boyunca bir ülkenin yas tuttuğu yer.

Ve şu ayrıntıyı düşünün: bu müze, Cumhuriyet’in kültür politikasının bir ürünü olarak kuruldu. Sonra o politikayı kuran kişi, on beş yıl boyunca burada yattı.

Bir yapının kendi hikayesiyle bu kadar iç içe geçmesi nadir görülür.

3. Ahşap Eserler Salonu

Ankara Etnografya Müzesi Ahşap Eserler Salonu'nda sergilenen oyma ahşap eserler

Müzenin en değerli koleksiyonu burada. Beylikler, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kapı kanatları, mihraplar ve minberler sergileniyor.

Burada neye bakmalı?

Ahşabın hayatta kalmasına. Anadolu’da ahşap en zor korunan malzemedir: yanar, çürür, kurtlanır, çatlar.

Bu yüzden Selçuklu dönemi ahşap eserleri son derece nadirdir ve bu salon, Türkiye’deki en önemli topluluklardan birini barındırıyor.

Bir de şunu fark edin: bu eserlerin çoğu bir müze için yapılmadı. Bir camiden, bir medreseden, bir türbeden söküldüler. Yapılar yıkıldı; parçalar buraya taşındı.

Aynı durumu İnce Minareli Medrese yazımda da anlatmıştım. Bu müzeler aslında kaybolmuş yapıların hafızası.

4. Taşkınpaşa Camii Mihrabı ve Minberi

Ürgüp Taşkınpaşa Camii'nden getirilen ceviz ağacından oyma ahşap mihrap

Ahşap koleksiyonunun en ünlü eserleri. Nevşehir Ürgüp’ün Damsa köyündeki Taşkınpaşa Camii’ne ait ahşap mihrap ve minber müzede sergileniyor.

Ceviz ağacından yapılan mihrapta yazı, bitkisel ve geometrik motifler bir arada kullanılmış; üzerinde Bakara, Haşr, Ahkaf, Tevbe ve İhlas surelerinden ayetler yer alıyor. Minberin çift kanatlı giriş kapısı ve sekiz merdiven basamağı bulunuyor.

Bu eserlerde neye bakmalı?

Üç dilin bir arada kullanımına: yazı, bitki ve geometri. Minberde giriş kapısının üstünde Kelime-i Tevhid, orta alanda geometrik geçmeler, alt bölümde bitkisel süslemeler yer alıyor.

Bu üçlü düzen tesadüf değil. İslam sanatında her yüzey bir hiyerarşiye göre bezenir; en üstte yazı, ortada soyut geometri, altta doğa.

Aynı mantığı taşta görmek isterseniz Karatay Medresesi’nin kubbesine bakın.

5. Ahi Şerafettin Sandukası

Ahi Şerafettin Türbesi'nden gelen 14. yüzyıla ait oyma ahşap sanduka

Ankara’daki Ahi Şerafettin Türbesi’nden gelen ahşap sanduka, koleksiyonun önemli eserlerinden. 14. yüzyıla tarihleniyor.

Sanduka, mezarın üzerine yerleştirilen tabut büyüklüğündeki ahşap ya da taş sandığa verilen ad.

Bu eserde neye bakmalı?

Oyma derinliğine ve yüzey düzenine. Bir sandukanın dört yüzü de işlenir, çünkü çevresinde dolaşılır.

Bir de kime ait olduğunu düşünün. Ahiler, Anadolu’da esnaf ve zanaatkar teşkilatıydı. Yani bu sanduka bir sultana değil, bir esnaf örgütünün önderine ait.

Ahilik, üretimi ve ahlakı birlikte düzenleyen bir sistemdi. Zanaatın bu kadar gelişmiş olmasının arkasında bu örgütlenme var.

6. Merzifon Çelebi Sultan Mehmet Medresesi Kapı Kanadı

Merzifon Çelebi Sultan Mehmet Medresesi'nin kündekari tekniğiyle yapılmış ahşap kapı kanadı

Ahşap salonunun bir diğer önemli eseri. Amasya Merzifon’daki Çelebi Sultan Mehmet Medresesi’ne ait kapı kanadı, 15. yüzyıl başlarına tarihleniyor.

Bu eserde neye bakmalı?

Kündekari tekniğine. Bu yöntemde küçük ahşap parçalar çivi ve tutkal kullanılmadan birbirine geçme yoluyla birleştirilir.

Sebebi teknik: ahşap ısı ve nemle genleşip büzülür. Sabit tutturulmuş bir yüzey zamanla çatlar, kündekari ise parçaların hareket etmesine izin verir.

Yani bu desen yalnızca estetik değil, mühendislik. Altı yüz yıllık bir kapı kanadının hala bütün olması bu sayede.

7. Hacı Bayram-ı Veli ve Tasavvuf Eserleri Salonu

Müzenin daimi salonlarından. Tasavvuf dervişlerinin kullandığı eşyalar burada sergileniyor. Ankara’daki Hacı Bayram-ı Veli Türbesi de müzenin bağlı birimlerinden.

Burada neye bakmalı?

Nesnelerin sadeliğine. Derviş eşyaları gösterişten uzaktır: tas, keşkül, teber, tesbih, sikke.

Bu sadelik bilinçli. Tasavvufta nesne, sahip olunacak bir şey değil, bir hatırlatıcıdır. Her eşyanın sembolik bir karşılığı vardır.

Aynı dünyanın Konya’daki karşılığı için Mevlana Müzesi yazıma bakabilirsiniz — orada Mevlevilik, burada Bayramilik.

8. Yazma Eserler Salonu

Ankara Etnografya Müzesi Yazma Eserler Salonu'nda sergilenen el yazması eser

El yazması eserler ve hat levhaları bu salonda. Koleksiyonda Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait yazma kitaplar, minyatür ve hat örnekleri bulunuyor.

Burada neye bakmalı?

Sayfa düzenine. Bir yazma sayfasında metin ortada, kenarlarda şerhler, aralarda tezhipli bölümler yer alır. Her sayfa dikkatle tasarlanmış bir kompozisyondur.

Hat levhalarında ise harflerin nasıl istiflendiğine bakın. Bazı istiflerde harfler o kadar iç içe geçer ki metin neredeyse soyut bir desene dönüşür.

Batı sanatında bu işi resim yapar; İslam sanatında yazı, resmin yerine geçer.

9. Güç ve İktidar Salonu

Yenilenen teşhirin en dikkat çekici başlıklarından. Bu salonda savaş araç ve gereçleri sergileniyor.

Burada neye bakmalı?

Salonun adına. Müze bu bölüme “Silahlar” demiyor, “Güç ve İktidar” diyor.

Bu bir sergileme tercihi ve doğru bir tercih. Çünkü bir kılıcın kabzasındaki işleme, bir miğferin üzerindeki yazı ya da bir kalkanın bezemesi savaş için gerekli değildir.

Bunlar statü göstergesi. Süslü silah, kullanılmak için olduğu kadar gösterilmek için de yapılmıştır.

10. Çini ve Porselen Eserler Salonu

Ankara Etnografya Müzesi'nde sergilenen çini ve porselen eserler

Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve porselen eserler bu salonda sergileniyor.

Burada neye bakmalı?

Renk paletinin dönem dönem nasıl değiştiğine. Selçuklu çinisi turkuaz, lacivert ve siyah ağırlıklıdır; geometriktir, koyudur, matematikseldir.

Osmanlı İznik çinisi ise beyaz zemin üzerine mavi, yeşil ve mercan kırmızısı kullanır; bitkiseldir, aydınlıktır, bahçe gibidir.

İkisini yan yana görmek bu salonun en büyük kazancı. Aynı karşılaştırmayı Karatay Medresesi ve Çinili Köşk yazılarımda da yapmıştım.

11. Maden, Cam ve Pişmiş Toprak Eserler Salonu

Ankara Etnografya Müzesi'nde sergilenen maden, cam ve pişmiş toprak eserler

Anadolu’da gelişen İslam maden sanatının örnekleri, cam eserler ve pişmiş toprak kaplar bu salonda. Bakır işçiliğinden örnekler de burada sergileniyor.

Burada neye bakmalı?

Nesnelerin işlevine. Bunlar müze objesi olarak üretilmedi: ibrik su dökmek, leğen el yıkamak, kandil aydınlatmak içindi.

Ama hiçbiri sade değil. Hepsinin üzerinde işleme, yazı ya da bezeme var.

Bu, İslam sanatının temel özelliklerinden biri: gündelik nesne ile sanat eseri arasında sınır yok. Aynı durumu Türk ve İslam Eserleri Müzesi yazımda da anlatmıştım.

12. Halı-Kilim Salonu

Ankara Etnografya Müzesi Halı-Kilim Salonu'nda sergilenen Anadolu halıları

Müzenin en zengin koleksiyonlarından. Anadolu’nun başlıca dokuma merkezlerinden halı ve kilim örnekleri bir arada sergileniyor: Uşak, Gördes, Bergama, Kula, Milas, Ladik, Karaman, Niğde ve Kırşehir.

Burada neye bakmalı?

Bölgeler arasındaki farka. Aynı ülkede dokunmuş olmalarına rağmen Uşak halısıyla Milas halısı birbirine benzemez — renk, düğüm, motif ve kompozisyon değişir.

Bu fark, bir halının nereden geldiğini anlamanın yoludur. Her merkezin kendi imzası vardır.

Seccadelerde ayrıca mihrap nişine bakın: desen dekoratif değil, kıble yönünü gösteren işlevsel bir öge.

Aynı halıların Avrupa resmindeki yolculuğunu merak ediyorsanız Türk ve İslam Eserleri Müzesi yazımdaki Holbein ve Lotto halıları bölümüne bakın.

13. Zarafet ve Estetik Salonu

Ankara Etnografya Müzesi Zarafet ve Estetik Salonu'nda sergilenen geleneksel giysiler ve takılar

Takı ve kıyafet kültürüne dair eserler bu salonda. Salon özellikle 19. yüzyıl Osmanlı kadınının giyim-kuşam, takı ve süslenme kültürüne odaklanıyor; giysilerin yanında süs eşyaları, oyalar, keseler, bohçalar ve peşkirler sergileniyor.

Burada neye bakmalı?

Oyalara ve işlemelere. Bunlar Anadolu’da büyük ölçüde kadınların ürettiği eserlerdir ve sanat tarihinde uzun süre “el işi” sayılıp ikinci plana atılmıştır.

Oysa bir oyanın desen kurgusu, renk dengesi ve teknik ustalığı bir tezhip kadar bilgi ister.

Bir de gelin kıyafetlerine bakın. Bunlar yalnızca giysi değil; evlilik, statü ve yöre kimliği hakkında bilgi taşıyan belgeler.

14. Ankara Evi Salonu

Ankara Etnografya Müzesi'nde süslü ahşap tavanlı Ankara evi misafir odası

Müzenin en özel bölümü. Tavan ve duvar süslemeleri bakımından değerli olan bir Ankara evinin misafir odası, restore edilerek orijinal haliyle korunuyor.

Burada neye bakmalı?

Tavana. Geleneksel Türk evinde tavan, odanın en çok emek verilen yüzeyidir — ahşap çıtalarla bölünür, göbek yapılır, boyanır.

Sonra oturma düzenine bakın. Sedirler duvar boyunca uzanır, orta boş kalır. Bu, bugünkü oturma odası anlayışının tam tersi: mobilya mekanı bölmez, kenarda durur.

Bir odayı bütün halinde görmek, tek tek nesneleri görmekten çok daha öğretici. Çünkü burada eşya bağlamıyla duruyor.

15. Şer’i Mahkeme Sicilleri ve İhtisas Kütüphanesi

Vitrinlerde göremeyeceğiniz ama müzenin en değerli varlıklarından biri. Koleksiyonda ilgili bakanlıkların kararıyla müzeye devredilen 1.580 şer’i mahkeme sicil defteri ve ihtisas kütüphanesinde 6.500 cilt kitap bulunuyor. Kütüphanenin önemli bir bölümü, milletvekili ve dil bilimci Besim Atalay’ın bağışladığı koleksiyondan oluşuyor.

Neden önemli?

Şer’i mahkeme sicilleri, Osmanlı toplum tarihinin en zengin kaynaklarından. Miras davaları, boşanmalar, satışlar, borçlar, esnaf anlaşmazlıkları — hepsi kaydedilmiş.

Bu defterler sayesinde bir kentin gündelik hayatını, eşya fiyatlarını, meslekleri ve aile yapısını öğrenebiliyoruz.

Yani bir müze yalnızca sergilediğiyle değil, sakladığıyla da değerlidir.

Etnografya Müzesi Neden Kuruldu?

Bu sorunun cevabı müzenin kendisinden daha ilginç.

Uluslaşma sürecini tamamlayan devletler, kendi geçmişini araştıran ve ürettiği maddi değerleri toplayan ulusal müze projeleri kurar. Amaç, bu değerleri topluma sunarak onlara ulusal bir kimlik kazandırmaktır.

Ankara Etnografya Müzesi de Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yönde ortaya koyduğu ulusal bir projenin sonucu.

Buradaki tercih dikkat çekici. Yeni kurulan devlet, müzesini saray hazineleriyle değil, halk kültürüyle kurdu. Kilimler, oyalar, bakır kaplar, köy evleri.

Bu bir dünya görüşünün ifadesi: kültürün taşıyıcısı hanedan değil, halktır.

Aynı yıllarda Ankara’da kurulan diğer müzeyle karşılaştırın. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Atatürk’ün bir “Eti Müzesi” kurulması fikriyle şekillendi ve Anadolu’nun antik geçmişine odaklandı.

İkisi birlikte, Cumhuriyet’in kendine seçtiği iki kökü gösteriyor: Anadolu’nun derin tarihi ve Anadolu halkının yaşayan kültürü.

Müzeyi Nasıl Gezmek Gerekir?

Sergileme tematik, kronolojik değil. Yani bir salondan diğerine geçerken yüzyıllar arasında gidip geliyorsunuz.

Önerdiğim sıra: bina ve avlu → Atatürk’ün geçici kabri → Ahşap Eserler → Yazma Eserler → Hacı Bayram-ı Veli ve Tasavvuf → Güç ve İktidar → Çini ve Porselen → Maden, Cam ve Pişmiş Toprak → Halı-Kilim → Zarafet ve Estetik → Ankara Evi

Ankara Evi Salonu’nu sona bırakmak iyi oluyor: bütün gördüğünüz eşyaların bir arada, gerçek bir mekanda nasıl durduğunu orada görüyorsunuz.

Müze 1,5–2 saat istiyor.

Hangi günler açık?

Müze haftanın yedi günü ziyarete açık. 1 Nisan–1 Ekim arasında 08.30–19.00 (son giriş 18.30), 1 Ekim–1 Nisan arasında 08.30–17.30 saatlerinde geziliyor. Dini bayramların ilk günü öğlene kadar kapalı. T.C. vatandaşları için Müzekart geçerli.

Küçük bir uyarı: Kültür ve Turizm Bakanlığı zaman zaman müzeleri bir günlüğüne geçici olarak ziyarete kapatabiliyor. Uzaktan geliyorsanız gitmeden önce Bakanlığın duyurularına ya da müzenin sayfasına bakmanızı öneririm.

Ankara’da aynı gün başka ne gezilebilir?

Müze Ulus–Opera bölgesinde, Kızılay’a yakın. Yürüme mesafesinde İkinci TBMM Binası bulunuyor. Anadolu Medeniyetleri Müzesi ise Ulus’ta, Ankara Kalesi eteğinde — kısa bir yolculukla ulaşabilirsiniz.

İkisini aynı güne koymak mantıklı: biri Anadolu’nun antik katmanlarını, diğeri Selçuklu’dan bugüne uzanan kültürü anlatıyor.

Ankara Etnografya Müzesi Ziyaret Bilgileri

Adres: Hacettepe Mahallesi, Türkocağı Sokak No: 4, Opera / Altındağ, Ankara. İkinci TBMM Binası’nın yanında.

Ulaşım: Kızılay’a giden otobüs ve metro hatlarıyla meydana ulaşıp Gençlik Parkı yönüne doğru kısa bir yürüyüşle gidilebiliyor.

Ziyaret saatleri: Haftanın yedi günü açık. 1 Nisan–1 Ekim arasında 08.30–19.00, 1 Ekim–1 Nisan arasında 08.30–17.30. Dini bayramların ilk günü öğlene kadar kapalı. T.C. vatandaşları için Müzekart geçerli.

Kısaca Ankara Etnografya Müzesi

ŞehirAnkara
SemtOpera / Altındağ
İnşaat1925–1926
Halka açılış18 Temmuz 1930
MimarArif Hikmet Koyunoğlu
ÖzelliğiCumhuriyet’in müze olarak inşa edilen ilk binası
Eser sayısıYaklaşık 40.000
Salon sayısıDokuzu daimi, biri geçici olmak üzere on salon
Kapsadığı dönemSelçuklu döneminden günümüze
Öne çıkan eserlerTaşkınpaşa Camii mihrap ve minberi, Ahi Şerafettin Sandukası, Ankara Evi misafir odası
Arşiv1.580 şer’i mahkeme sicil defteri, 6.500 ciltlik ihtisas kütüphanesi
Tarihsel önemiAtatürk’ün naaşı Anıtkabir tamamlanana kadar 15 yıl burada muhafaza edildi
Önerilen süre1,5–2 saat
Kapalı günYok, her gün açık
MüzekartGeçerli

Ankara Etnografya Müzesi’nden çıkarken aklınızda bir başyapıt kalmıyor. Bir seçim kalıyor.

Çünkü bu müzede sergilenenlerin çoğu, klasik anlamda “sanat eseri” sayılmayan şeyler. Bir kilim, bir bakır ibrik, bir gelin başlığı, bir oda tavanı.

Yeni kurulan bir devlet müzesini kurarken bunları seçti. Sarayın hazinesini değil, evin eşyasını.

Ve bugün sanat tarihi de aynı yöne gidiyor: zanaatı, tasarımı, gündelik nesneyi ciddiye alan bir anlayışa. Yüz yıl önce Ankara’da verilen karar, bugünün müzeciliğine şaşırtıcı biçimde yakın duruyor.

Bir ülkenin neyi müzeye koyduğu, kendini nasıl gördüğünü anlatır.

Anadolu’nun diğer katmanları için Anadolu Medeniyetleri Müzesi, geleneksel sanatların İstanbul’daki karşılığı için Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Sadberk Hanım Müzesi yazılarıma, Anadolu’yu bambaşka bir yerden anlatan bir müze için Baksı Müzesi yazıma, Türkiye’deki tüm müzeler için Türkiye Müzeleri Rehberi’ne bakabilirsiniz.

Benzer Gönderiler