Eski Şark Eserleri Müzesi’nde Görülmesi Gereken 10 Eser

Eski Şark Eserleri Müzesi’ndeki en önemli eser hangisi?
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bahçesindeki Eski Şark Eserleri Müzesi’nin en ünlü eseri, dünyanın en eski diplomatik antlaşmalarından biri olan Kadeş Antlaşması Tableti. Sümerlerden Babil ve Asur’a, Hititlerden Antik Mısır’a uzanan koleksiyonda Naram-Sin Steli, İştar Kapısı ve Babil Tören Yolu kabartmaları ile Şu-Sin için yazılmış yaklaşık dört bin yıllık aşk şiiri de öne çıkıyor. Müze, yaklaşık dört yıl süren güçlendirme ve restorasyon çalışmalarının ardından 6 Temmuz 2026’da yenilenen teşhiriyle yeniden açıldı.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bahçesinde, görkemli Arkeoloji Müzesi binasının hemen yanında daha küçük ve ilk bakışta daha sakin görünen bir yapı var: Eski Şark Eserleri Müzesi.
Ama içeri girdiğinizde karşınıza çıkan dünya hiç de küçük değil. Sümerler, Akadlar, Babilliler, Asurlular, Hititler, Urartular, Antik Mısır ve İslamiyet öncesi Arap Yarımadası kültürleri.
Burada yaklaşık dört bin yıllık bir aşk şiirinden uluslararası bir barış antlaşmasına, astronomi hesaplarından evlilik belgelerine kadar insanlık tarihinin çok erken dönemlerine ait olağanüstü eserler bulunuyor.
Üstelik müze bugünlerde özellikle görülmeye değer. 2022 yılında kapsamlı yenileme çalışmaları nedeniyle ziyarete kapatılan Eski Şark Eserleri Müzesi, yaklaşık dört yıllık güçlendirme, restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmalarının ardından 6 Temmuz 2026’da yeniden açıldı.
Yenileme kapsamında sergileme düzeni elden geçirildi; eserler yeni vitrin ve aydınlatma sistemleriyle yeniden düzenlendi. Uzun yıllardır depolarda korunan eserler de yeni teşhirle birlikte ziyaretçilerin karşısına çıktı. Bu yüzden daha önce ziyaret ettiyseniz bile burası yeniden görülmeyi hak ediyor.
Eski Şark Eserleri Müzesi’nin kısa hikayesi
Binanın kendisinin de ilginç bir hikayesi var: yapı başlangıçta müze olarak yapılmadı.
Osman Hamdi Bey’in girişimiyle 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi, yani Güzel Sanatlar Okulu olarak inşa edildi. Mimarı, daha sonra Arkeoloji Müzesi’nin ana binasını da tasarlayacak olan Alexandre Vallaury idi.
Sanayi-i Nefise Mektebi başka bir binaya taşınınca yapı müzeye dönüştürüldü ve 1917’de Halil Edhem Bey’in öncülüğünde Yakın Doğu uygarlıklarından gelen arkeolojik eserlerin sergilendiği ayrı bir müze haline geldi. Osmanlı döneminde Mezopotamya, Anadolu ve Arap Yarımadası’ndaki farklı kazı ve araştırmalardan İstanbul’a getirilen eserler zamanla bu koleksiyonun temelini oluşturdu.
2026 yenilemesinde neler değişti?
Müze 2022’den itibaren yaklaşık dört yıl kapalı kaldı. Bu süreç yalnızca duvarların boyandığı bir tadilat değildi; binanın taşıyıcı sistemi güçlendirildi ve sergileme çağdaş müzecilik anlayışına uyarlandı.
- Binanın döşemeleri ve kagir duvarları güçlendirildi
- Teşhir alanları, vitrin ve aydınlatma sistemleri yenilendi
- Eserlerin kronolojik ve kültürel bağlantılarını anlatan yeni bir sergileme dili oluşturuldu
- Yıllarca depolarda bulunan eserler yeniden sergiye alındı
Yeni galeriler Hititlerden Mezopotamya uygarlıklarına, Mısır’dan İslamiyet öncesi Arap Yarımadası’na kadar geniş bir coğrafyayı izleyebileceğiniz şekilde düzenlenmiş durumda.
Eski Şark Eserleri Müzesi’nde mutlaka görülmesi gereken 10 eser
1. Kadeş Antlaşması Tableti

Yaklaşık MÖ 1259
Müzenin tartışmasız en önemli eserlerinden biri. Antlaşma, MÖ 1274’teki Kadeş Savaşı’ndan yaklaşık on beş yıl sonra, Hitit Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında yapıldı. İki büyük devlet uzun süren çatışmaların ardından barış, karşılıklı yardım ve saldırmazlık gibi konuları yazılı bir anlaşmayla güvence altına aldı.
İstanbul’daki tablet, Hattuşa’da bulunan ve dönemin diplomasi dili Akadca ile yazılmış nüshalardan biri. Antlaşmanın bir kopyası bugün Birleşmiş Milletler merkezinde de sergileniyor.
Bu eserde neye bakmalı? Tablet büyük değil. Ama üzerindeki küçücük işaretlerin anlattığı şeyi düşünün: yaklaşık 3.300 yıl önce iki devlet savaşmayı bırakıp ilişkilerini yazılı kurallarla düzenlemeye çalışıyor. Bugünkü uluslararası diplomasinin çok uzak atalarından birine bakıyorsunuz. Aynı diplomasinin kraliçeler arasındaki yüzünü, Naptera’nın Puduhepa’ya yazdığı mektupla Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görebilirsiniz.
2. Naram-Sin Steli

MÖ 23. yüzyıl
Akad hükümdarı Naram-Sin, Mezopotamya tarihinin en güçlü krallarından biri. İstanbul’daki stel, Diyarbakır yakınlarındaki Pir Hüseyin’de bulundu; yani Akad gücünün Anadolu’ya kadar uzandığının somut bir işareti. Stelde kral, silahlarıyla ayakta ve tek başına betimleniyor.
Bu eserde neye bakmalı? Kralın duruşuna ve başlığına. Naram-Sin kendini tanrısal niteliklerle anan ilk Mezopotamya krallarından biriydi; stel, askeri güç ile tanrısal otoriteyi aynı figürde birleştiriyor.
Naram-Sin’in askerleriyle birlikte bir dağın zirvesine tırmandığı çok daha ünlü zafer steli ise bugün Paris’teki Louvre’da. İkisini birlikte düşünmek, aynı kralın imgesinin farklı taşlarda nasıl kurulduğunu gösteriyor.
3. İştar Kapısı ve Babil Tören Yolu kabartmaları

MÖ 6. yüzyıl
Antik Babil’i yalnızca taş ve toprak rengi olarak hayal ediyorsanız buradaki eserler fikrinizi değiştirebilir. II. Nebukadnezar dönemindeki İştar Kapısı ve Tören Yolu, parlak mavi sırlı tuğlalar ve hayvan kabartmalarıyla süslenmişti. Müzede Babil’den gelen orijinal sırlı tuğla kabartmalar bulunuyor; aslan, boğa ve ejder benzeri muşhuşşu figürleri bu mimari dekorasyonun parçalarıydı.
Bu eserde neye bakmalı? Önce renge. Yaklaşık 2.500 yıl önce bir kentin tören girişinin bu kadar parlak mavi olduğunu düşünün. Sonra hayvanlara bakın: bunlar yalnızca dekoratif figürler değildi, tanrılar ve kraliyet gücüyle ilişkili sembollerdi.
Şehre giren kişi daha kapıdan itibaren şu mesajı alıyordu: burası güçlü bir imparatorluğun başkenti.
4. Şu-Sin için aşk şiiri

Yaklaşık 4.000 yıllık
Müzenin en güzel sürprizlerinden biri. Küçücük bir Sümer tableti üzerinde sevgi ve arzu üzerine yazılmış bir metin bulunuyor. Metin, Kral Şu-Sin ile ilişkili kutsal evlilik ritüelleri bağlamında yazılmış ve günümüze ulaşan en eski aşk şiirlerinden biri olarak kabul ediliyor. Kültür Portalı da eseri bu başlıkla tanıtıyor.
Bu eserde neye bakmalı? Burada kil tabletin görüntüsünden çok taşıdığı fikre bakıyoruz. Yaklaşık dört bin yıl önce biri aşk hakkında yazmış. Şehirler yıkılmış, imparatorluklar ortadan kalkmış, dil günlük kullanımdan silinmiş. Ama birinin sevdiği kişiye söylediği sözler hala okunabiliyor.
Müzeyi bir anda insan ölçeğine indiren eserlerden biri.
5. En eski evlilik belgelerinden biri

Yeni Sümer Dönemi
2026’da yenilenen teşhirin ilginç tabletlerinden biri de Girsu’dan gelen Sümerce evlilik belgesi. Belgenin iki nüsha halinde düzenlendiği belirtiliyor: biri devlet arşivi, diğeri evlenen çift için.
Bu eserde neye bakmalı? Bugün bir nikah belgesinin iki kopyasını çıkarmamız bize tamamen normal geliyor. Ama burada benzer bir bürokratik mantığın binlerce yıl önce var olduğunu görüyorsunuz. Evlilik yalnızca kişisel bir ilişki değil; aynı zamanda hukuki ve kayıt altına alınan bir kurum.
6. Ay ve gezegen çizelgesi

MÖ 197–173
Uruk’tan gelen ve Akadca yazılmış bu tablet Ay’ın hareketleriyle ilgili astronomik hesaplamalar içeriyor. Tablet üzerindeki dolunay hesaplarının modern astronomik verilerle oldukça yakın sonuçlar vermesi özellikle dikkat çekici.
Bu eserde neye bakmalı? Gökyüzüne bakmak insanlık tarihinin en eski meraklarından biri. Ama burada yalnızca gözlem yok — hesap var. Ay ne zaman görünecek? Tutulma ne zaman olabilir? Gökyüzündeki düzen nasıl kaydedilebilir?
Bu küçücük tablet, astronominin yalnızca modern teleskoplarla başlamadığını çok güzel hatırlatıyor.
7. Öğrenci tabletleri

Yeni Sümer Dönemi
Bence yenilenen müzenin en sevimli eserlerinden. Bir öğrencinin çivi yazısını öğrenirken yaptığı işaret alıştırmaları tablete kazınmış. Ama asıl güzel ayrıntı tabletin arkasında: bir çocuğun parmak izleri hala kilin üzerinde duruyor.
Bu eserde neye bakmalı? Yazı işaretlerinden sonra parmak izlerini düşünün. Binlerce yıl önce bir çocuk sınıfta oturuyor, öğretmenin verdiği işaretleri tekrar ediyor, ıslak kile dokunuyor ve farkında olmadan parmak izlerini bırakıyor.
Bir anda Sümer uygarlığı uzak ve soyut bir tarih olmaktan çıkıyor. Karşınızda ödev yapan bir çocuk var.
8. Hitit doğum ritüeli tableti

Hitit İmparatorluk Dönemi
Hattuşa’da bulunan bu Hititçe tablet doğum sırasında gerçekleştirilen ritüelleri anlatıyor. Metinde, Güneydoğu Anadolu’daki Kizzuvatna ülkesinden gelen Papanikri adlı bir rahibin aktardığı uygulamalar yer alıyor.
Bu eserde neye bakmalı? Bugün doğum büyük ölçüde tıp dünyasının konusu. Antik dünyada ise beden, din, ritüel ve büyü birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyordu. Tablet bize doğum gibi son derece insani bir olayın binlerce yıl önce nasıl anlamlandırıldığını gösteriyor.
Tarih yalnızca kralların yaptığı savaşlardan ibaret değil; insanların korkuları, doğumları ve gündelik hayatları da onun parçası.
9. Tanrıça İnanna’ya yazılmış ilahi

Eski Babil Dönemi
Nippur’dan gelen Sümerce tablet Tanrıça İnanna için yazılmış bir ilahi içeriyor. Metin, İnanna ile İsin Hanedanı hükümdarı İddin-Dagan arasındaki sembolik kutsal evlilik törenini anlatıyor.
Bu eserde neye bakmalı? Aşk şiirinin yanında bu tableti görmek özellikle ilginç. Çünkü Antik Mezopotamya’da aşk, bereket, siyasi iktidar ve din birbirinden tamamen ayrı alanlar değildi; kralların yönetme hakkı bile kutsal törenlerle desteklenebiliyordu.
Bir edebiyat metni aynı zamanda dini ve siyasi bir belgeye dönüşebiliyor.
10. Asur muska tableti

Asur Dönemi
Asur kentinden gelen bu küçük kil tablet kötülüklerden korunmak amacıyla hazırlanmış. Bir kişinin boynunda taşınabiliyor veya koruyacağı yapıya yerleştirilebiliyordu.
Bu eserde neye bakmalı? Bir tablet neden boyuna takılır? Çünkü burada yazının yalnızca bilgi taşıdığı düşünülmüyor — yazının kendisine güç atfediliyor. Bugün yanımızda uğurlu bir nesne taşımamızdan çok da uzak olmayan bir düşünce.
Binlerce yıl önce de insanlar görünmeyen tehlikelerden korunmanın yollarını arıyordu.
75.000 tabletlik bir arşiv
Müzenin en büyük hazinelerinden biri tek bir eser değil: yaklaşık 75.000 çivi yazılı belgeden oluşan arşiv. Bu belgelerde kraliyet emirlerinden vergi kayıtlarına, ticaret sözleşmelerinden mahkeme kararlarına, tapınak hesaplarından evlilik belgelerine ve edebi metinlere kadar çok farklı konular bulunuyor.
Bu yüzden burada aslında yalnızca sanat eserlerini değil, eski toplumların gündelik hayatının arşivini de geziyorsunuz. Kim borçlandı? Kim evlendi? Kim ürün sattı? Kim tanrıya dua etti? Kim çocuğuna yazı öğretti?
Bazen küçücük bir tablet, dev bir kral heykelinden çok daha fazla insan anlatabiliyor. Anadolu’da yazının başladığı yer olan Kültepe tabletlerini görmek isterseniz Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne gidebilirsiniz.
Yenilenen müzede özellikle neye dikkat etmeli?
2026 düzenlemesinin en güzel taraflarından biri, müzenin yalnızca ünlü eserlerinin etrafında dönmemesi. İlk galerilerde Hitit uygarlığına ait mimari taş parçaları, tanrı tasvirleri ve aslan figürleri; Mezopotamya bölümünde Sümer, Akad, Babil, Asur ve Elam uygarlıklarına ait tabletler, heykeller ve steller; diğer salonlarda ise Mısır ve İslamiyet öncesi Arap Yarımadası kültürlerine ait eserler bulunuyor.
Arap Yarımadası bölümünü atlamayın: bugünkü Suudi Arabistan, Yemen ve Umman topraklarından gelen, Güney Arabistan alfabesiyle yazılmış kitabeler ve Medain Salih’ten getirilen heykeller, İstanbul’da başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz eserler arasında.
Ayrıca uzun süre depoda kalan bazı eserler ilk kez ya da uzun yılların ardından sergiye çıktı. Bu nedenle yalnızca Kadeş Antlaşması’nı bulup çıkmak yerine yeni vitrinlere de biraz zaman ayırmak gerekiyor.
Müzeyi nasıl gezmek gerekir?
Ben burada kronolojiden çok hikayelerin peşinden gitmeyi seviyorum:
- Yazının doğuşu: Öğrenci tabletleri, aşk şiiri, evlilik belgesi, doğum ritüeli
- Devletin doğuşu: Kadeş Antlaşması, Naram-Sin Steli
- Bilginin doğuşu: Ay ve gezegen çizelgesi
- İnanç dünyası: İnanna ilahisi, Asur muska tableti
- Şehir ve iktidar: İştar Kapısı ve Tören Yolu
Bu şekilde gezince “Sümerler şu tarihte yaşadı, Babilliler şu tarihte yaşadı” türünde kuru bir zaman çizgisinden çıkıp çok daha ilginç bir hikaye oluşuyor: insan yazmayı, yönetmeyi, hesaplamayı, sevmeyi ve inancını kaydetmeyi nasıl öğrendi?
Yalnızca 1 saatiniz varsa
Şunlara öncelik verin: Kadeş Antlaşması, Naram-Sin Steli, İştar Kapısı kabartmaları, Şu-Sin aşk şiiri ve öğrenci tabletleri. Bu beş eser bile diplomasi, iktidar, şehir, edebiyat ve eğitim hakkında yaklaşık iki bin yıllık bir hikaye anlatıyor.
2 saatiniz varsa
Bence çok daha iyi. 10 eserin tamamını görebilir ve özellikle yenilenen Mezopotamya ile tablet galerilerine zaman ayırabilirsiniz. Yeni sergileme düzeninde küçük tabletleri hızlı geçmemek gerekiyor; çünkü bazen müzedeki en büyük hikaye, avucunuzun içine sığacak kadar küçük bir kil parçasında saklı.
Aynı gün komplekste ne göreceğinizi planlıyorsanız İskender Lahdi için İstanbul Arkeoloji Müzeleri, çini koleksiyonu için Çinili Köşk rehberlerime de göz atabilirsiniz.
Eski Şark Eserleri Müzesi ziyaret bilgileri
- Adres: Alemdar Caddesi, Osman Hamdi Bey Yokuşu, Gülhane, Fatih / İstanbul
- Konum: İstanbul Arkeoloji Müzeleri kompleksi içinde; Topkapı Sarayı ve Gülhane Parkı’nın hemen yakınında
- Müzekart: T.C. vatandaşları için geçerli
- Sesli rehber: Komplekste mevcut
- Önerilen süre: 1,5–2 saat
Eski Şark Eserleri Müzesi’nin kendi salon saatleri dönemsel olarak ana kompleks saatlerinden farklı uygulanabiliyor. Bu nedenle ziyaret günü güncel bilgiyi müzenin resmi sayfasından kontrol etmek en güvenli seçenek.
Kısaca Eski Şark Eserleri Müzesi
- Şehir: İstanbul
- Bölge: Gülhane / Sultanahmet
- Bina: 1883
- İlk işlevi: Sanayi-i Nefise Mektebi
- Mimar: Alexandre Vallaury
- Müzeye dönüşmesi: 1917, Halil Edhem Bey’in öncülüğünde
- Yenileme: 2022’de kapandı, 6 Temmuz 2026’da yeniden açıldı
- Koleksiyon: Mezopotamya, Anadolu, Hitit, Mısır, Urartu ve İslamiyet öncesi Arap Yarımadası eserleri
- Çivi yazılı tablet arşivi: Yaklaşık 75.000 belge
- Öne çıkan eserler: Kadeş Antlaşması, Naram-Sin Steli, İştar Kapısı kabartmaları, Sümer aşk şiiri
Müzenin dört yıl sonra yeniden açılması güzel bir şeyi daha görünür hale getiriyor: burası aslında yalnızca “çok eski eserlerin” bulunduğu bir müze değil.
Bir tablette barış var. Başka bir tablette aşk. Bir başkasında evlilik. Bir çocuk ödev yapmış ve parmak izini kile bırakmış. Birileri Ay’ın hareketlerini hesaplamış. Krallar iktidarlarını taşlara kazımış. Babilliler şehirlerinin girişini mavi tuğlalar ve kutsal hayvanlarla kaplamış.
Bütün bunların arasında dolaştığınızda Sümer, Akad, Babil ve Hitit gibi isimler tarih kitabındaki başlıklardan çıkıyor. Onların da çocuk yetiştirdiğini, evlendiğini, korktuğunu, hesap yaptığını, sevdiğini ve barışmaya çalıştığını görüyorsunuz.
Belki de yenilenen Eski Şark Eserleri Müzesi’nin en güzel yanı tam olarak bu: binlerce yıllık insanlık tarihini şaşırtıcı derecede güncel ve tanıdık hale getirmesi.
Aynı kompleksin diğer müzeleri için İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Çinili Köşk, Hititlerin başkenti için Hattuşa, Anadolu’nun eski uygarlıkları için Anadolu Medeniyetleri Müzesi yazılarıma, Türkiye’deki diğer müzeler için Türkiye Müzeleri Rehberi’ne bakabilirsiniz.






