Hakkımda

Ben İlknur Acar. Sanat tarihiyle tanıştığım ilk kitap Gombrich’in Sanatın Öyküsü’ydü. Elime aldığımda bir tablonun yalnızca güzel bir görüntü olmadığını, arkasında bir insanın, bir dönemin, bazen de bir kavganın durduğunu ilk kez fark etmiştim. Bu sitenin adı o kitaptan geliyor; buradaki her yazı da o ilk merakın devamı.

Her insan, insanlık halinin bütün biçimini kendinde taşır.

Montaigne, Denemeler

Nedenini hala bilmiyorum ama her şeyin geçmişini merak ederim. Eski bir eşya, yüzyıllar önce yaşamış birinin hayatı, kimsenin hatırlamadığı bir isim beni hep kendine çekti. Belki de bu merakın bir nedeni var: Geçmişe baktıkça tarihin hep tekrar ettiğini görüyorum. İnsanın egosu da hırsları da hiç değişmedi. Teknolojiler, hızlar değişiyor ama insan doğası aynı kalıyor; hatta bazen bana daha da kabalaşıyormuş gibi geliyor. Ressamların hayatlarını okurken de beş yüz yıl önceki kıskançlıkların, rekabetlerin ve kırgınlıkların bugünkülerden pek farkı olmadığını görüyorum.

Sanat ile iş hayatı arasında

Sanat tarihi okudum, ardından yüksek lisans yaptım. Ama hayat beni başka bir yöne, pazarlama ve satışa götürdü.

Kariyerimin en dolu 15 yılı Turkcell’de geçti. Başladığımda cep telefonu Türkiye’de daha yeni yeni hayatımıza giriyordu. Kapsama alanının adım adım genişlediği, ilk SMS’lerin, MMS’lerin, data kartlarının çıktığı yılları içeriden yaşadım; Türkiye’de ilk kez yapılan bu işlerin pek çoğunun mutfağında ekipler ve projeler yönettim. Bu yolculuğun 3,5 yılını da Kiev’de, bambaşka bir kültürün içinde geçirdim. Kiev’den dönünce Superonline’da, Türkiye’nin fiber internet ve IPTV gibi yeni projelerini geliştiren ekiplerin içindeydim. O yıllarda Türkiye de Turkcell de hızla büyüyordu; bugün dönüp baktığımda onlarla birlikte büyüyüp olgunlaştığımı görüyorum.

Ardından Doğan Grubu’nda, D-Smart’ta geçen 3 yıl geldi. Son 5 yıldır ise bir çay ülkesinden kendi kahve markası Moliendo’yu çıkaran kahve.com’un kurucu ekibindeyim. Uzun süre bu iki dünyanın birbirinden ayrı olduğunu düşündüm. Oysa değilmiş.

Ressamlardan öğrendiklerim

Okuduğum ressamların çoğu kendi zamanının kurallarını yıkan insanlardı. Caravaggio karanlığı kimsenin denemediği kadar koyu boyadı. Manet’nin Olympia’sı skandal oldu. İzlenimciler resmi sergilerden geri çevrilince kendi sergilerini açtılar. Hepsi becerisini her seferinde biraz daha zorladı ve yerleşmiş kurallara boyun eğmedi. Üstelik çoğu insan olarak hiç de kusursuz değildi: sorunlu kişilikler, ruhsal bunalımlar, yarım kalmış ilişkiler… Belki de tarihte iz bırakmak için hem yetenekli hem de biraz çılgın olmak gerekiyor. İş hayatımda zor bir kararın eşiğinde durduğumda çoğu zaman onları düşündüm. Bir fikri savunmanın, bir ürünü farklı anlatmanın yolunu ararken, yüzyıllar önce yeni bir şey söylemeye cesaret eden bu insanlar bana yol gösterdi.

Bence bugün de değişen pek bir şey yok: Yalnızca yetenek yetmiyor. Biraz sabır, biraz inat, pes etmemek ve cesur olmak gerekiyor. Ressamların hayatlarına baktığımda bunun örneklerini her yerde görüyorum. Van Gogh sağlığında neredeyse hiç tablo satamadı. Cezanne Salon’dan defalarca geri çevrildi ve ilk kişisel sergisini ancak 56 yaşında açabildi. Artemisia yaşadığı bütün zorluklara rağmen Floransa’daki sanat akademisine kabul edilen ilk kadın oldu. Vermeer ise borç içinde öldü ve neredeyse iki yüzyıl boyunca unutuldu.

Çoğu, yaptığı değişikliğin ne kadar büyük olduğunu göremeden gitti. Bu beni hep düşündürüyor: Siz olsanız hangisini isterdiniz? Yüzyıllar sonra bile konuşulan bir eser mi, yoksa yaşarken gelen alkış, takdir ve para mı? Ben hala karar veremedim.

Bugün de dünyayı değiştirmeye çalışan bilim insanları, yapay zekayı geliştirenler var. Ben de her yeni teknolojiyi ilk deneyenlerdenim, ama bu hızın ne kadar iyi olduğundan emin değilim. Belki de çelişki dediğimiz şey, insan olmanın ta kendisi.

En önemli eserlerim

Yaklaşık on yıl önce, bir yıl boyunca her hafta iş çıkışı Arşo Kasparyan’ın sanat tarihi derslerine gittim. Heykel denedim, yağlıboya kurslarına yazıldım; belki içimde bir sanatçı vardır diye. Olmadığını gördüm. Hiçbir müzede asılı bir tablom, kaidesinde duran bir heykelim yok.

Ama en önemli eserlerimi her gün evde görüyorum: kızım ve oğlum. Her ressamın tuvaline yaptığı gibi ben de onlara elimden gelenin en iyisini katmaya çalışıyorum, gerisini zamana bırakıyorum. Ressamların en iyi eserleri bile tamamlandığında artık onlara ait değildir; dünyaya karışır, başka insanların hayatına dokunur. Benim de tek dileğim bu: çocuklarımın etraflarına iyilik dağıtan, dünyayı biraz daha iyi bir yer haline getiren insanlar olmaları.

Yazılarımı nasıl hazırlıyorum?

Bakmak, okumak ve anlamak bana hala en büyük keyfi veriyor. Basılı kitapları, kenarlarına not düşmeyi, bir konuyu birkaç kaynaktan karşılaştırmayı seviyorum. Yazılarımı sanat tarihi kitaplarına ve müzelerin kendi yayınlarına dayandırıyorum. Kesin olmayan hikayeleri “anlatılır” diye yazıyorum, görselleri müzelerin açık arşivlerinden seçiyorum. Teknolojiye olan merakım, önce kendim için aldığım notları sizlerle buluşturmamı kolaylaştırdı.

Kalbimde ayrı yeri olanlar

Bosch’un cesareti ve beş yüz yıldır değişmeyen insanı gösterişi. Caravaggio’nun keskin ışığı. Egon Schiele’nin ilk bakışta rahatsız eden bakışı. Bruegel’in doğayı ve sıradan insanı anlatışı. Bir kadın olarak bütün zorluklara göğüs gerip ustalaşan Artemisia. Bence en gizemli eser olan Vermeer’in İnci Küpeli Kız’ı. En iç karartan Goya. Rodin’in gölgesinde kalan ve hayatının son otuz yılını bir akıl hastanesinde geçiren Camille Claudel; onun yüzünden Rodin’e hala biraz kırgınım. Ve Cezanne.

Geçmiş, bir önsözdür.

Shakespeare, Fırtına

Merakın devam ettiği yerler

Müzeleri gezerken başlayan merakım zamanla şehirlerin sokaklarına, tarihine ve insanlarına da uzandı. Bugün Sanatın Öyküsü dışında iki farklı projede daha aynı merakın peşinden gidiyorum.

Bir Dakikada Geziyorum
Gittiğim şehirleri, gördüğüm yerleri, hikayelerini ve işinize yarayabilecek küçük notları paylaştığım gezi günlüğüm. Instagram’da 120 binden fazla kişiyle birlikte geziyoruz.
Web sitesi: birdakikadageziyorum.com · Instagram: @birdakikadageziyorum

Rehber Bul
Bir şehri yalnızca görmek değil, gerçekten tanımak isteyenler için kurduğum bir platform. İsterseniz profesyonel bir rehberle, isterseniz o şehirde yaşayan yerel biriyle buluşup şehri onun gözünden keşfedebilirsiniz.
Web sitesi: rehberbul.org

Sanatın Öyküsü 2015’ten beri hayatımın öteki tarafı. Bir hata görürseniz ya da eklemek istediğiniz bir şey olursa bana yazın ya da doğrudan ilknur@sanatinoykusu.com adresine e-posta gönderin; ben de hala öğreniyorum.

Son bir şey: Hayatın kimse için kolay olmadığını biliyorum. Yine de her gün en az bir kişinin yüzünü güldürmeye çalışırım. Her zaman beceremiyorum, bazen tam tersi oluyor; ama denemekten vazgeçmiyorum.

İlknur Acar
Sanatın Öyküsü · 2015’ten beri