Soyut heykelin yaratıcısı Brancusi

Brancusi

1876 – 1957

Constanin Brancusi Romanya’nın Güney Karpatlar’ında Hobiata adlı küçük bir dağ köyünde 1876’da doğmuş. Hobiata yöresel el sanatları ve ahşap oymacılığı ile bilinen zanaat anlamında gelişmiş bir yermiş. Brancusi, çiftçi anne babası ve kardeşlerine toprak işlerinde yardımcı olurmuş ve ayrıca geleneksel ağaç ve taş yontma halk sanatlarını öğrenmiş. Ağaç işlemedeki ustalığıyla ün kazanmış.

Bölgenin kültürel zenginliklerinin el sanatlarına olan yansımaları Brancusi’nin çalışmalarında daha sonra görülmüş.

1898 yılında Bükreş Güzel Sanatlar Akademisinde eğitim almış.1904 yılında Paris’e giderek Güzel Sanatlar Yüksek Okulunda Antonin Mercie’nin atölyesine girmiş. 2 yıl sonra okulu ekonomik sıkıntılardan dolayı bırakarak bağımsız olarak çalışmaya başlamış.

Brancusi o süreç içerisinde Aguste Rodin atölyesinde çalışmış ve o dönem içerisinde ürettiği heykellerinde Rodin’in etkisi altında kaldığı görülür. Buna en güzel örnek ”Izdrırap” çalışmasıdır. Aguste Rodine Brancusi’ye asistanlık teklif eder ona duyduğu hayranlığa rağmen” Büyük ağaçların gölgesinde hiçbir şey yetişmez” diyerek sanatçı bu etkilenmeye karşı yanında çalışma önerisini geri çevirmiş.

Rodin’in çalışmalarında olduğu gibi duygunun en derin hazzını yansıtmış çalışmalarında.

Brancusi -Öpüş

Brancusi -Öpüş

14 aynı ismi taşıyan 1908’de yaptığı”Öpüş” çalışması, Rodin’inin aksine romantizmden uzak, sert, dikdörtgen blok içerisine iki insan formunun birbirine sarılması ile oluşmuş.
Öpüş ile sıradan bir soyutlamanın ötesinde doğadan esinlenerek nesnelerin özüne, ruhuna inmeye çalışmış. Brancusi ”Gerçek olan nesnelerin dış görünümü değil özüdür.” diyerek düşüncesini ve yaklaşımını ifade etmiş.

Brancusi formun en yalın haline, biçimi yalınlaştırarak onun arkasındaki salt varlığına, özüne ulaşmayı hedeflemiş.
”Uyuyan Peri”, ”Prometheus” ve ”Dünyanın Başlangıcı” adlı eserlerinde görüldüğü gibi formun doğal bir insan başını somut olandan soyuta indirgeyerek yalınlaştırmış ve özüne en gerçekte var olan her şeyin başlangıcı olarak simgeleştirdiğimiz yumurta biçimine indirgemiş.

Costantin Brancusi’nin çalışmalarının en önemli özelliklerinden biri çoğu çalışmasını birçok kere yeniden ele almış olmasıdır. Öpüş (1910-12), Uzamda Kuş (1923-40), Balık (1924-30), Horoz (1924-49), Fok (1936-43), Madam Poganny (1912-20) bunun örneklerindendir.

1907’den sonra Brancusi, Rodin’den ve diğerlerinden öğrendiği Realizmle Romanya’da öğrenmiş olduğu zanaat ustalığını harmanladığı orijinal ve son derece etkili bir üslup geliştirmiş. Çağının diğer sanatçıları gibi, sanatçının çevresindeki şeylere dair betimlemelerinin sadece onları kopya etme konusundaki ustalıklarının bir yansıması olduğuna inanmış.

Brancusi - Soyutlama

Brancusi – Soyutlama

Başlar, kuşlar ve kucaklaşan çiftler gibi birkaç temaya odaklanmış ve özellikle oval biçimleri neredeyse soyut bir yalınlığa indirgeyerek biçimsel unsurları azalttı ve dingin heykelleri Modernizmin ikonları olarak yaygın bir kabul görmüş.

Brancusi, heykel sanatında en uç sadeliği amaç edinmiş. Gelenekçi kurallara ve modelin egemenliğine karşıymış.Kendine has bir yol seçen Brancusi, özgün çalışmalarını hiçbir akıma dahil olmadan gerçekleştirmiş, daha çok malzemeyle direkt olarak çalışmayı tercih etmiş.

Sanatçı, yüzeylerin parlatılmasına büyük önem gösterirmiş. Heykellerini taşıyan altlıkları karşıtlık yaratabilecek gereçlerden oluşturarak, sözgelimi cilalı beyaz mermerden bir heykeli siyah kadifeden bir yastık üstüne yerleştirerek ya da oturmalık yerine aynalar, parlak çelik levhalar kullanarak özel etkiler yaratmayı başarmış.

 

 

Related Place