Bazı tablolar vardır, baktığınızda sadece görmezsiniz… içine çekilirsiniz.Garip yaratıklar, tuhaf sahneler, rüya mı kâbus mu belli olmayan bir dünya…İşte bu dünyanın yaratıcısı Hieronymus Bosch.Bosch’un resimleri, klasik Rönesans’ın dengeli ve ideal dünyasından çok uzaktır.Onun tuvalleri, insan zihninin karanlık köşelerine açılan kapılar gibidir.
Zengin ticaretiyle bilinen Hollanda’daki doğum yeri ’s-Hertogenbosch’tan esinlenerek Hieronymus Bosch adını kullanan Jeroen van Aken’in yaşamı hakkında oldukça az şey bilinmektedir.Yaşadığı dönemde sanat genellikle dini konuları idealize ederek anlatırken, Bosch aynı konuları çok daha çarpıcı ve hatta rahatsız edici bir şekilde ele aldı. Onun dünyasında:
1480’lerde varlıklı bir aileden gelen Alety Goyaerts van den Meervenne ile evlenmesi, Bosch’a hem maddi rahatlık hem de sosyal statü kazandırdı. Aynı dönemde Meryem Ana Kardeşliği’ne katılarak dini çevrelerle güçlü bir bağ kurdu.
Bosch’u özel kılan şey sadece farklı olması değil; insan doğasını derin ve çarpıcı bir şekilde anlatmasıdır.
Yüzyıllar sonra ortaya çıkan sürrealizm akımından çok önce, rüya benzeri sahneler çizdi.Bu yüzden bazı sanat tarihçileri onu “ilk sürrealist” olarak tanımlar.
Bosch’un eserlerinde açgözlülük, kibir, şehvet gibi temalar çok güçlüdür.Ama bunu klasik bir anlatımla değil, semboller ve tuhaf figürlerle yapar.
Onun tabloları tek bir sahne değildir.Her köşede başka bir hikâye, başka bir mesaj saklıdır.
Bosch denince akla ilk gelen eser The Garden of Earthly Delights olur.Bu eser üç panelli (triptych) bir tablodur:
Orta paneldeki sahneler adeta bir rüya gibi:Dev meyveler, çıplak figürler, tuhaf hayvanlar…Sağ panel ise tam bir kabus:İşkence sahneleri, karanlık yaratıklar ve distopik bir dünya.
The Last Judgment (Bosch), cennet ve cehennem temalarını dramatik şekilde işler.
The Temptation of St. Anthony, Bosch’un hayal gücünün en yoğun olduğu eserlerden biridir.
The Seven Deadly Sins and the Four Last Things, insan doğasının karanlık yönlerini sembollerle anlatır.
Bosch’un büyükbabası, babası ve amcaları ressamdı. Sanat, onun için öğrenilen bir meslek değil; doğduğu evin dili gibiydi. Bosch’un eserleri hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil. Bazı yorumlara göre:
Belki de hepsi birden…Onun tabloları, izleyene göre anlam değiştiren birer bilmece gibidir.
Bosch’un yaşadığı dönem, Kuzey Avrupa şehirlerinin zenginleştiği ama aynı zamanda korku, batıl inanç ve belirsizliğin hüküm sürdüğü bir çağdı. Refah artarken, insanların zihni daha karanlık sorularla doluydu.Erken dönem çalışmaları daha geleneksel olsa da Bosch kısa sürede alışılmış imge dünyasını terk etti ve sanat tarihinde daha önce görülmemiş bir evren yarattı: tutku, günah ve lanetle dolu bir dünya
Bosch, klasik Rönesans sanatçılarından farklı bir yol izledi. Ama etkisi çok büyük oldu.
Özellikle:
Bosch’un tablolarına baktığınızda kendinizi rahat hissetmezsiniz…Ama gözlerinizi de ayıramazsınız. Onun dünyası güzel değildir, düzenli değildir… ama gerçektir. İnsan zihninin karmaşasını, arzularını ve korkularını çıplak bir şekilde gösterir. Belki de bu yüzden Hieronymus Bosch, sanat tarihinin en gizemli ve en unutulmaz ressamlarından biridir.

