Bazı ressamlar yüzlerce eser bırakır. Bazıları ise yalnızca birkaç düzine tabloyla sanat tarihine damga vurur. Johannes Vermeer ikinci gruptandır. Bugün dünyanın en ünlü ressamlarından biri kabul edilmesine rağmen yaşamı boyunca büyük bir servet kazanamamış, öldükten sonra ise neredeyse iki yüz yıl boyunca unutulmuştur. Ancak bugün bir Vermeer tablosunun önünde duran herkes aynı şeyi hisseder:
Sessizlik. Pencere kenarında duran bir kadın. Mektup okuyan genç bir kız. Süt döken bir hizmetçi. Hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür.Ama Vermeer’in resimlerinde tam da bu sıradan anlar olağanüstü bir güzelliğe dönüşür.Johannes Vermeer: Az Resim Yaptı, Ölümsüz Oldu
Johannes Vermeer, 1632 yılında Hollanda’nın Delft kentinde doğdu. Vermeer, Hollanda’nın sanat, bilim ve ticarette dünyanın en güçlü ülkelerinden biri haline geldiği dönemde yaşadı. Bugün bu dönem “Hollanda Altın Çağı” olarak bilinir. Babası bir ipek dokumacısıydı. Aynı zamanda resim ticareti yapıyor ve bir han işletiyordu. Bu sayede Vermeer çocuk yaşta sanat dünyasıyla tanıştı.1653 yılında, henüz 21 yaşındayken Delft’teki Aziz Luka Loncası’na kabul edildi.Bu üyelik onun artık bağımsız bir ressam olarak çalışabileceği anlamına geliyordu.
Vermeer hayatının neredeyse tamamını Delft’te geçirdi.Çağdaşı olan Rembrandt gibi büyük şehirlerde dolaşmadı. Rubens gibi Avrupa saraylarında bulunmadı. Bernini gibi papalar için çalışmadı. Onun dünyası Delft’in sakin sokakları, evleri ve insanlarıydı. Belki de bu yüzden eserlerinde büyük kahramanlar yerine günlük hayatın küçük anlarını görürüz.
Vermeer’in yaşadığı Delft şehri aynı zamanda Pieter de Hooch‘un da şehriydi. Birçok sanat tarihçisi Vermeer’in, De Hooch’un ışık dolu iç mekânlarından etkilendiğini düşünür. Ancak Vermeer kısa sürede kendi tarzını geliştirdi. De Hooch mimari düzen ve perspektife ağırlık verirken Vermeer ışığın şiirine odaklandı.
Vermeer’in tablolarına baktığınızda ilk dikkat çeken şey ışıktır. Pencereden içeri süzülen gün ışığı… Duvara yansıyan gölgeler… Parlayan bir inci küpe…Mavi kumaşın üzerindeki ışık oyunları… Vermeer ışığı yalnızca bir teknik unsur olarak kullanmaz. Işık onun tablolarında başrol oyuncusudur.Bu nedenle sanat tarihçileri onu sık sık:”Işığın Ressamı” olarak tanımlar.
Vermeer hakkında en çok tartışılan konulardan biri camera obscura kullanıp kullanmadığıdır.Camera obscura, modern fotoğraf makinesinin öncüsü kabul edilen optik bir alettir.Birçok araştırmacı Vermeer’in perspektif ve ışık etkilerini daha doğru gözlemlemek için bu cihazdan yararlandığını düşünmektedir.Ancak günümüzde genel kabul gören görüş şudur:Camera obscura ona yardımcı olmuş olabilir fakat Vermeer’in dehasını açıklamaya yetmez.Aynı aleti kullanan yüzlerce kişi vardı. Ama yalnızca bir Vermeer vardı.
Vermeer’in bugün kesin olarak ona ait kabul edilen yalnızca yaklaşık 35 eser bulunmaktadır. Bu sayı sanat tarihinin büyük ustaları için oldukça düşüktür.Bunun en önemli nedeni son derece yavaş çalışmasıdır. Yılda ortalama üç ya da dört tablo tamamladığı düşünülmektedir.Her ayrıntıyı büyük bir sabırla işliyor, ışık ve renk ilişkileri üzerinde uzun süre çalışıyordu.Belki de bu nedenle her tablosu bir mücevher gibi görünür.

Vermeer denince akla gelen ilk eser kuşkusuz: İnci Küpeli Kız Bugün “Kuzey’in Mona Lisa’sı” olarak da anılan bu eser dünyanın en tanınan tablolarından biridir. Genç kızın kim olduğu bilinmez.
Büyük inci küpesi gerçek mi yoksa hayal ürünü mü bilinmez. Bize dönüp bakıyormuş gibi görünen yüz ifadesinin ne anlattığı da bilinmez. Belki de tablonun büyüsü tam olarak burada saklıdır. Vermeer cevap vermek yerine soru sormayı tercih etmiştir.

Vermeer’in en sevilen eserlerinden biri de Süt Döken Kadın’dır. İlk bakışta sıradan bir hizmetçi süt dökmektedir.Ancak Vermeer bu sahneyi öylesine büyük bir dikkatle resmetmiştir ki günlük hayatın sıradan bir anı adeta kutsal bir törene dönüşür.Bugün sanat tarihinin en güzel gündelik yaşam sahnelerinden biri kabul edilir.

Vermeer’in nadir dış mekân çalışmalarından biri Delft Manzarası’dır. Sanat tarihçileri bu eseri dünyanın en güzel şehir manzaralarından biri olarak kabul eder.Fransız yazar Marcel Proust tabloyu gördükten sonra onun hakkında uzun uzun yazılar kaleme almıştır.
Vermeer, Catharina Bolnes ile evlendi. Çiftin 15 çocuğu olduğu, bunlardan 11’inin hayatta kaldığı bilinmektedir.Bu kadar büyük bir aileyi geçindirmek zaten zorken Vermeer’in yavaş çalışan bir ressam olması işleri daha da güçleştiriyordu.Bu nedenle sanatçı yalnızca resim yapmıyor, aynı zamanda babasından kalan sanat ticareti ve han işletmeciliğiyle de ilgileniyordu.
1672 yılı Hollanda tarihinde “Felaket Yılı” olarak bilinir. Fransa ve İngiltere’nin saldırıları ülkeyi ekonomik krize sürükledi.Sanat piyasası bir anda çöktü.Vermeer artık ne kendi tablolarını ne de başkalarının eserlerini satabiliyordu.Borçları büyüdü.Eşi daha sonra mahkemede verdiği ifadede Vermeer’in bu ekonomik çöküş nedeniyle büyük bir ruhsal yıkım yaşadığını anlatmıştır.1675 yılında, yalnızca 43 yaşındayken hayatını kaybetti.Geride büyük borçlar, dul bir eş ve çocuklarla dolu kalabalık bir aile bıraktı.
Vermeer öldükten sonra yavaş yavaş unutuldu.İki yüz yıla yakın süre boyunca adı sanat tarihinde neredeyse hiç anılmadı.19 yüzyılın ortalarında Fransız sanat eleştirmeni Theophile Thore-Bürger onun eserlerini yeniden keşfetti.
Bu keşif sanat tarihinin en büyük geri dönüşlerinden biri oldu.Bugün Vermeer dünyanın en sevilen ressamlarından biridir.
İlginç bir ayrıntı da Adolf Hitler’in Vermeer’e duyduğu hayranlıktır.Kendisi de ressam olmak istemiş olan Hitler, Vermeer tablolarını büyük bir hayranlıkla takip etmiş ve savaş yıllarında eserlerinin korunması konusunda özel talimatlar vermiştir.Bu durum Vermeer’in sanat dünyasındaki olağanüstü saygınlığını göstermektedir.
Rembrandt insan ruhunu resmetti. Bernini hareketi mermerde dondurdu. Caravaggio ışığı dramatikleştirdi. Vermeer ise sessizliği görünür hale getirdi. Onun tablolarında büyük olaylar yoktur. Ama ışığın duvara düşüşünü, düşüncelere dalmış bir insanı ve gündelik hayatın sıradan güzelliğini resmetme biçimi, onu sanat tarihinin en özel ressamlarından biri yapmıştır.









Johannes Vermeer, 17. yüzyıl Hollanda Altın Çağı’nın en önemli ressamlarından biridir. Özellikle ışık kullanımı, iç mekân sahneleri ve gündelik yaşamı konu alan eserleriyle tanınır.
Vermeer, sıradan günlük yaşam sahnelerini olağanüstü bir ışık ve atmosfer duygusuyla resmetmiştir. Bugün sanat tarihinin en büyük ustalarından biri olarak kabul edilir.
Vermeer’in en ünlü eseri İnci Küpeli Kız (Girl with a Pearl Earring) adlı tablosudur. Eser günümüzde Hollanda’nın en çok ziyaret edilen sanat eserlerinden biridir.
Bu konuda kesin bir bilgi yoktur. Modelin kimliği bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar hizmetçi olabileceğini düşünürken, bazıları tablonun gerçek bir portre değil, “tronie” adı verilen karakter çalışması olduğunu savunur.
Günümüzde Vermeer’e ait olduğu kesin kabul edilen yaklaşık 35 eser bulunmaktadır. Bu sayı sanat tarihindeki büyük ressamlar arasında oldukça düşüktür.
Vermeer son derece yavaş ve titiz çalışan bir ressamdı. Her tablo üzerinde uzun süre çalıştığı için yılda ortalama yalnızca üç veya dört eser tamamlayabildiği düşünülmektedir.
Birçok sanat tarihçisi Vermeer’in perspektif ve ışık etkilerini incelemek için camera obscura kullanmış olabileceğini düşünmektedir. Ancak onun sanatsal başarısını yalnızca bu cihazla açıklamak mümkün değildir.
Vermeer yaşamı boyunca tanınsa da ölümünden sonra eserleri büyük ölçüde unutuldu. 19. yüzyılda Fransız sanat eleştirmeni Théophile Thoré-Bürger tarafından yeniden keşfedildi ve sanat tarihindeki hak ettiği yere kavuştu.
1672 yılında Hollanda’nın yaşadığı ekonomik kriz sonrası Vermeer ciddi maddi sıkıntılar yaşamaya başladı. 1675 yılında, yalnızca 43 yaşındayken büyük borçlar içinde hayatını kaybetti.
İnci Küpeli Kız dışında Vermeer’in en önemli eserleri arasında Süt Döken Kadın, Delft Manzarası, Astronom, Coğrafyacı, Terazili Kadın ve Mektup Okuyan Kız yer alır.
Her iki ressam da Delft’te yaşamış ve benzer iç mekân sahneleri üretmiştir. Sanat tarihçileri, Pieter de Hooch’un perspektif ve iç mekân anlayışının Vermeer üzerinde etkili olmuş olabileceğini düşünmektedir.
Vermeer, pencerelerden süzülen doğal ışığı ve bunun nesneler üzerindeki etkisini olağanüstü bir hassasiyetle resmetmiştir. Bu nedenle sanat tarihinde ışığı en başarılı kullanan ressamlardan biri kabul edilir.
Vermeer’in eserleri başta Mauritshuis, Rijksmuseum, Metropolitan Museum of Art ve Gemäldegalerie Alte Meister olmak üzere dünyanın önde gelen müzelerinde sergilenmektedir.