Sanat tarihinde bazı isimler vardır; yalnızca eser üretmezler, bir dönemin kapısını aralarlar. İşte Cimabue tam olarak böyle bir sanatçıydı.
Bugün çoğu kişi onu “Giotto’nun ustası” olarak tanıyor olabilir. Ancak Cimabue bundan çok daha fazlasıydı. O, yüzyıllarca süren katı Bizans sanat anlayışını kırmaya başlayan ilk büyük ressamlardan biri oldu.Floransa sokaklarında başlayan hikâyesi, Batı sanatının yönünü değiştirecek bir dönüşümün ilk adımlarından birine dönüştü.
Gerçek adı Bencivieni di Pepo olan Cimabue’nin yaklaşık 1240 yılında Floransa’da doğduğu düşünülüyor.
13. yüzyılda Avrupa sanatı büyük ölçüde dini ikonlardan oluşuyordu. Figürler sertti, yüz ifadeleri sınırlıydı ve resimler gerçek hayattan çok sembolleri temsil ediyordu.
Cimabue ise bu katı dünyaya daha insani bir yaklaşım getirdi. Özellikle figürlerin yüzlerinde duygu yaratmaya çalışması, kıyafetlerde hacim hissi kullanması ve kompozisyonlarında hareket araması onu döneminin diğer ressamlarından ayırdı. Sanat tarihçileri onu genellikle “Orta Çağ ile Rönesans arasındaki geçişin ilk büyük ustası” olarak tanımlar.
Bugün baktığımızda eserleri hâlâ Bizans etkisi taşır. Ancak yaşadığı dönem düşünüldüğünde yaptığı yenilikler oldukça cesurdu.
Cimabue’nin azizleri ve Meryem tasvirleri, dönemin diğer ikonlarına göre daha canlı görünüyordu.
Yüzlerde hafif bir hüzün, bakışlarda insani bir ifade hissedilmeye başlanmıştı.
Tam anlamıyla perspektif olmasa da kumaş kıvrımları ve gölgelendirmelerle figürlere ağırlık hissi verdi. Bu yaklaşım daha sonra Rönesans sanatının temel taşlarından biri haline gelecekti.
Cimabue’nin sanat tarihindeki en önemli etkilerinden biri, öğrencisi olduğu düşünülen Giotto di Bondone üzerindeki etkisidir.Hatta sanat tarihindeki en ünlü hikâyelerden biri de budur:Cimabue’nin çobanlık yapan küçük Giotto’yu taşlara çizim yaparken keşfettiği anlatılır.Gerçek olup olmadığı bilinmese de, bu hikâye sanat tarihinin sembolik anlarından biri haline gelmiştir. Çünkü Giotto’nun başlatacağı büyük dönüşümün ilk kıvılcımlarından biri Cimabue’dir.
Cimabue’nin en bilinen eserlerinden biri Santa Trinita Maestà adlı Meryem tasviridir.Eserde hâlâ Bizans etkileri görülür ancak figürlerin yerleşimi, tahtın perspektif hissi ve yüz ifadeleri dönemi için oldukça yenilikçidir.
Crucifix of Arezzo adlı dev haç çalışması, İsa’nın acısını daha insani göstermesi nedeniyle dikkat çeker.Önceki dönemlerde daha “tanrısal” ve sakin resmedilen İsa figürü, Cimabue’de daha dramatik hale gelir.
Basilica of Saint Francis of Assisi içindeki bazı freskler de Cimabue’ye atfedilir. Özellikle ışık ve yüz ifadelerindeki yaklaşımı nedeniyle sanat tarihçileri bu eserleri oldukça önemli kabul eder.
İlginç bir detay da şudur:Ünlü İtalyan şair Dante Alighieri, “İlahi Komedya” eserinde Cimabue’den bahseder.Dante, bir zamanlar Cimabue’nin tüm sanat dünyasının yıldızı olduğunu ancak zamanla Giotto’nun onu gölgede bıraktığını söyler. Bu yorum aslında sanat tarihindeki büyük değişimin de özeti gibidir.
Bugün Cimabue’ye baktığımızda eserleri hâlâ Orta Çağ’a ait görünebilir. Ancak önemli olan, onun başlattığı değişimdir.Eğer Cimabue olmasaydı:
Bu yüzden Cimabue, sanat tarihinde yalnızca bir ressam değil; bir geçiş dönemi mimarı olarak görülür.
Cimabue, 13. yüzyılda yaşamış İtalyan ressamdır. Orta Çağ’ın Bizans etkili sanat anlayışından daha gerçekçi ve duygusal resim anlayışına geçişte önemli rol oynadığı kabul edilir.
Çünkü Batı resminde insan duygusunu, hacim hissini ve daha doğal figürleri kullanmaya başlayan ilk büyük sanatçılardan biridir. Bu nedenle Rönesans’ın öncülerinden biri sayılır.
Sanat tarihine göre Cimabue, Giotto di Bondone’nun ustası olarak kabul edilir. Giotto’nun sanat anlayışının gelişiminde önemli etkisi olduğu düşünülür.
En bilinen eserleri arasında Santa Trinita Maestà, Crucifix of Arezzo ve Assisi freskleri yer alır.
Yaklaşık 1240 yılında doğduğu ve 1302 civarında hayatını kaybettiği düşünülmektedir.
Tam olarak Rönesans sanatçısı sayılmaz. Ancak Orta Çağ ile Rönesans arasındaki geçişin en önemli isimlerinden biri olarak görülür.
Bizans sanatından etkilenmesine rağmen daha doğal yüz ifadeleri, hareket hissi ve duygusal anlatım kullanmaya çalışmıştır.
Eserlerinin önemli bölümü Floransa, Assisi ve Arezzo’daki kilise ve müzelerde bulunmaktadır. Özellikle Uffizi Gallery içinde yer alan eserleri oldukça ünlüdür.