Ortaçağ boyunca Avrupa sanatını etkileyen en öneml unsur, din ( Gotik’ten Rönesans’a)

Rönesans

Ortaçağ boyunca (5. ve 1 6. yüzyıllar arası) din, Avrupa sanatını etkileyen ân önemli unsurdu. Sanatsal üretim büyük ölçüde Kilise tarafından sipariş edilirmiş. Gotik sanatına yön veren kişiler de din adamı kökenliymiş. Ancak yine de sanatın gelişmesine olanak tanıyan ortam, şehirli tüccarlar ve sanatkarların ağırlık kazandığı şehir ve kasaba kurumlarıdır. Gotik üslup bir önceki döneme göre şehirlere daha yakındır ve şehir ile iç içedir. Bu yüzden, Gotik sanatın başlıca eserleri olan katedrallerin bu şehirli grupların ve şehirlerin gücünü gösteren eserler olduğu söylenebilir.

Gotik kelimesi, Hıristiyan inançlarına ve dekoratif Bizans üslubuna dayalı karmaşık mimari biçimleri, süslü sunak panolarını, gösterişli resimleri, heykelleri, vitrayları, resimli el yazmalarını ve dokumaları tanımlamak üzere aslında olumsuz bir anlamda kullanılmış.

Kimi kaynaklara göre Gotik kelimesinin kökeni Got’lardan gelir. Ancak Got’lar göçebedir, belirli bir mimari geleneği yoktur. Gotik akım doğduğunda, Got’lar ortadan kalkalı 600 yıl olmuştur. Bu sözcüğü ilk kez kullanan Rönesans dönemi İtalyan sanatçıları için Gotik terimi, klasik biçimlere karşı çıkan Kuzeyli barbarların, özellikle Cermen kökenli halkların kültürünü simgeleyen bir sözcük olarak kullanılır. İlk olarak 1530’larda İtalyan ressam ve mimar Giorgio Vasari tarafından, kabalığa ve barbarlığa gönderme yapılarak kullanılmış.

  • Binalar uzunlamasına büyüme eğilimindedir.
  • Süsleme dikkat çekici boyuta ulaşmıştır.
  • Sivri kemer kullanılmıştır.
  • Pencereler ve açıklıklar ön plana çıkmıştır.
  • Işık önemli bir unsur haline gelmiştir.
  • Cepheler ayrı bir önem kazanmıştır.
  • Cephenin tam ortasına gelen ve vitray adını alan renkli camlarla yapılmış dini resimlerin yer aldığı yuvarlak gül pencereler, bu üslubun en önemli özelliklerinden biridir.

Genç sanatçıların ustaların atölyelerinde çırak olarak eğitim aldığı, tüm gerekli ustalık ve uygulamaları öğrendiği bir lonca sistemi söz konusuydu. Tam anlamıyla eğitimlerini tamamladıktan sonra, kendi atölyelerinin ustası oldular.

Rönesans’ın temel düşüncesi, Antik Yunan ve Romalıların öğretileri ve keşifleri sanatsal yücelik ve aydınlanma üzerine çalışılarak kazanılabilirdi. Figürler daha gerçekçi olmaya başladı, derinlik ve hacim duygusu verildi ve Hıristiyanlık daha insani bir bakış açısıyla betimlendi. Meryem ‘in Göğe Yükselişi, Meryem ve Çocuk İsa, Pietâ ve İsa ‘nın Çarmıhtan İndirilişi gibi konularda hassasiyet ve acının da aralarında bulunduğu duygulara ağırlık verildi. Daha önce sanatçılar, basit bir şekilde önceki çalışmaları taklit ederken Rönesans sanatçıları model olarak gerçek İnsanları kullandı.

Yeni fikirler İtalya’da önce Floransa ve ardından Siena,Roma, Venedik, Milano, Urbino’da, sonra da tüm Avrupa’da yayıldı. Bizans sanatından çok Kelt etkisinin egemen olduğu Kuzey Avrupa’ya Rönesans daha geç ulaştı. Burada kültürel merkezler ticaret odaklı olarak gelişti ve tüccarlar evlerini, varlıklarını gösterecek resimlerle doldurdu.

En önemli sanatçıların papalar ve aristokrasi için kilise ve şapelleri donattığı Rönesans sanatı halen büyük ölçüde kilise tarafından sipariş ediliyordu. Diğer sanat koruyucuları; portreler, manzaralar, Roma tarihinden ve mitolojiden sahneler talep ettiler. Bu sayedesanatçılar, nüler resimleyebildi; dinamizmi, ayrıntıyı, bolluğu gösterdi; izleyeni şaşırtmak ve etkilemek üzere doğayı doğrulukla sunabildi. Rönesans sanatçıları tanınırlık kazandıkça, zanaatçı ve ustalardan yüksek bir toplumsal konuma sahip oldukça, onları daha da büyük sonuçlara götüren bir yarış içine girmeye başladılar.

 

Related Place